“Dünyada en zor şey ilkeli olmaktır!”
01 şubat 2026 Marketing Türkiye
Son 21 yılında parçası olmaktan onur duyduğum Marketing Türkiye 35’inci yaşını kutluyor… Başta Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Adına Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen Hanımı ve sevgili Ferruh Altun’un yönetimindeki Yazı İşleri Kadrosunda yer alan arkadaşlarımız Sena Tufan, Nafizcan Önder, İrem Alimoğlu’nu; Görsel Yönetmenimiz Murat Genç’i ve Reklam Sorumlusu Gökçe Bostancı’yı en içten dileklerimle kutlarım.
Bazılarının Bertrand Russell’a, bazı AI uygulamalarının ise Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait olduğunu iddia ettikleri ünlü sözdür: “Dünyada en zor şey ilkeli olmaktır!”… Yani, istikrarlı olmak… Değişim rüzgârlarına karşı direnmek yerine onlarla uyum içinde yola devam edebilmek… İlkeli olmak zordur; çünkü bizi ilkelerimizden uzaklaştırmak üzere karşımıza çıkacak pek çok tahrik unsuruna karşı direnmek kolay değildir… O nedenle çizgisini 35 yıldır bozmayan dergimizi ne kadar sahiplensek azdır…
Bakın bundan 21 yıl önce bu dergide yayınlanan ilk yazımda ne demişim… Aynılarını bugün de diyebildiğim için “Marketing Türkiye kızarmış ekmek kokuyor” başlıklı yazımın bir bölümünü gönül rahatlığıyla alıntılıyorum:
“Her evin bir kokusu vardır. Her evin kokusu, diğerinden farklıdır. Çeşitli faktörler bir araya gelir ve bu kokuyu oluşturur. Yerin parke mi, duvardan duvara halı mı olduğu, evdeki kitap sayısı, annelerin kullandığı yağın cinsi, sarımsaklı ve soğanlı yiyeceklerin nasıl pişirildiği, evde bebek olup olmaması, ayakkabı dolabının kapısının açık olup olmaması vb... Bunlar birleşir ve o koku oluşur. Bazı evlere kapıdan girer girmez ısınırsınız, bazı evlerin kapısından içeriye kafanızı bile uzatmanız zordur. Bazı kapıların önünden geçerken burnunuza gelen kızarmış ekmek kokusu, o evde işlerin yolunda gittiğine işaret edebilir mesela. Hiçbir evin kokusu bir diğerinden daha iyi, ya da kötü değildir. Ama farklıdır.
İş yerlerinin de kokuları vardır. Onların kokularının temel belirleyeni liderleridir. Bu dünyadan göçseler bile sistemin her bir yerine sinmiş kokuları uzun süre silinemez. Bunun vizyonla, misyonla ilgisi yoktur. Bu koku yazılı değildir. Ama vardır. Ve ana belirleyen odur. Bir diğer belirleyici, üretimin kokusudur. Neyi, nasıl ürettiğiniz yani. O iş yerindeki insanların giyim kuşam tarzları, eğitim ve kültür düzeyleri, sigara içilip içilmediği, kurumun iş ve iç disiplini, yerler, mobilyalar, kullanılan elektronik donanım. Bunların hepsi birleşir o iş yerinin kokusunu oluşturur.
Koku uyuşmazlığı, doku uyuşmazlığı kadar önemlidir. Tutmadı mı tutmaz. Israr felaket getirir. Evde de iş yerinde de...
Onca işimin içinde Marketing Türkiye’de yazmayı kabul etmemin nedeni işte bu koku meselesi. Günseli Hanımın dergilerinin kokusu gayet iyi.”
İşte bu koku 35 yıldır bozulmadı. Dücane Cündioğlu’nun deyişiyle; doğru ile yanlışı ayırt etmek bir kültür meselesidir.
Yani düşünce ne kadar yetkinleşirse doğru ile yanlışı, o kadar isabetle ayırt etmek mümkün olur. Oysa, iyi ile kötünün ayırdına varmak için beden ve zihinden çok, yani entelektüel birikimden farklı olarak ruhun tekamülü gerekir. Bazı insanlar doğru ile yanlışı bu nedenle kolaylıkla ayırabilirler; işte buna ‘irfan’ denilir… Marketing Türkiye okurları da irfan sahibidirler…
Etkili Basın Bülteni için 10 Öneri…
Sektörde rakipleri yok… Medya veri tabanı ve basın bülteni dağıtım platformu olarak faaliyet gösteren Faselis, iletişim sektörünün 2025 yılı panoramasını ortaya koyan istatistikleri paylaşmış. Bizim Marketing Türkiye de çalışmayı hemen yayınlamış…
Veriler, başta dijitalleşen dünyada haber portalı kullanımı olmak üzere pek çok hususa ışık tutuyor. Bizim ilgimizi çeken ise iletişimcilerin, medya ilişkilerinde, PR sektöründe hizmet üretenlerin nasıl olacak da onca basın bülteni arasından sıyrılıp hedeflerindeki medya mensurlarının dikkatini çekip mesajlarını okutabilecekleri?
Çünkü 2025 yılında haber portallarına 20 bin 255, toplamda ise 39 bin 314 basın bülteni servis edilmiş. Medya dünyasında 67 milyonun üzerinde e-posta hacmine ulaşılmış. Bir gazeteciye yıllık ortalama 7 bin 636 bülten gitmiş. 1.903 marka bülten gönderimi yaptı.
Altını çizelim; her bir gazeteciye ortalama 7 bin 636 basın bülteni düşmüş. Bir yıl içinde tam 36 binin üzerinde basın bülteni alan olmuş. Günde ortalama 100 basın bülteniyle karşılan gazetecinin dikkatini nasıl çekeceksiniz? Sual bu…
Üstelik, iletişim fakültelerinin ilk yılında “Türk Dili”nin ders olarak okutulmasına rağmen durum bir felaket… Günseli Hanım Marketing Türkiye’ye gelen basın bültenlerinden yola çıkarak bir “İleri Kurs” düzenlese yeridir… İşte size şimdilik 10 tüyo:
1. Mümkünse medya mensubunun şahsına hitapla başlayın… Biraz zahmet yani… Yazı işlerine, ortalığa gönderilen bülten sahipsiz kalabilir.
2. En önemli satış unsuru başlıktır… 4-5 kelimeyi geçmemeli, bülteni mutlaka okutacak çekicilikte olmalı…
3. Alt başlık en az başlık kadar önemlidir. En fazla 2-3 satırdan oluşmalı ve bültenin tamamını özetlemeli…
4. Fazla olan yanlıştır. Birden fazla mesaj içermemeli…
5. Uzun olmamalı. Bir A4 sayfasının en fazla 3/4’ü kullanılmalı…
6. Cümleler kısa olmalı; 7-8 kelimeyi geçmemeli…
7. Anlamlı ve çarpıcı değilse fotoğraf eklenmemeli…
8. Medya mensubu bültenden yola çıkarak haber yapılırsa mutla gazeteciye reaksiyon verilmeli, en azından teşekkür edilmeli…
9. Bülteni gönderdikten sonra telefonla “Aldınız mı, size ulaştı” mı türünden arama yapmak, sinirleri bozabilir ve ters tepebilir…
10. Şu temel ilke hiçbir zaman unutulmamalı: Son tahlilde içerik biçimi belirler. Haber değeri olan bir içerik her zaman hem mürekkep payı olarak hem de mesaj içeriği olarak çok daha etkili yer bulur… Bunu yapmazsa, medya mensubu işini de yapmamış olur…
Bazılarının Bertrand Russell’a, bazı AI uygulamalarının ise Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait olduğunu iddia ettikleri ünlü sözdür: “Dünyada en zor şey ilkeli olmaktır!”… Yani, istikrarlı olmak… Değişim rüzgârlarına karşı direnmek yerine onlarla uyum içinde yola devam edebilmek… İlkeli olmak zordur; çünkü bizi ilkelerimizden uzaklaştırmak üzere karşımıza çıkacak pek çok tahrik unsuruna karşı direnmek kolay değildir… O nedenle çizgisini 35 yıldır bozmayan dergimizi ne kadar sahiplensek azdır…
Bakın bundan 21 yıl önce bu dergide yayınlanan ilk yazımda ne demişim… Aynılarını bugün de diyebildiğim için “Marketing Türkiye kızarmış ekmek kokuyor” başlıklı yazımın bir bölümünü gönül rahatlığıyla alıntılıyorum:
“Her evin bir kokusu vardır. Her evin kokusu, diğerinden farklıdır. Çeşitli faktörler bir araya gelir ve bu kokuyu oluşturur. Yerin parke mi, duvardan duvara halı mı olduğu, evdeki kitap sayısı, annelerin kullandığı yağın cinsi, sarımsaklı ve soğanlı yiyeceklerin nasıl pişirildiği, evde bebek olup olmaması, ayakkabı dolabının kapısının açık olup olmaması vb... Bunlar birleşir ve o koku oluşur. Bazı evlere kapıdan girer girmez ısınırsınız, bazı evlerin kapısından içeriye kafanızı bile uzatmanız zordur. Bazı kapıların önünden geçerken burnunuza gelen kızarmış ekmek kokusu, o evde işlerin yolunda gittiğine işaret edebilir mesela. Hiçbir evin kokusu bir diğerinden daha iyi, ya da kötü değildir. Ama farklıdır.
İş yerlerinin de kokuları vardır. Onların kokularının temel belirleyeni liderleridir. Bu dünyadan göçseler bile sistemin her bir yerine sinmiş kokuları uzun süre silinemez. Bunun vizyonla, misyonla ilgisi yoktur. Bu koku yazılı değildir. Ama vardır. Ve ana belirleyen odur. Bir diğer belirleyici, üretimin kokusudur. Neyi, nasıl ürettiğiniz yani. O iş yerindeki insanların giyim kuşam tarzları, eğitim ve kültür düzeyleri, sigara içilip içilmediği, kurumun iş ve iç disiplini, yerler, mobilyalar, kullanılan elektronik donanım. Bunların hepsi birleşir o iş yerinin kokusunu oluşturur.
Koku uyuşmazlığı, doku uyuşmazlığı kadar önemlidir. Tutmadı mı tutmaz. Israr felaket getirir. Evde de iş yerinde de...
Onca işimin içinde Marketing Türkiye’de yazmayı kabul etmemin nedeni işte bu koku meselesi. Günseli Hanımın dergilerinin kokusu gayet iyi.”
İşte bu koku 35 yıldır bozulmadı. Dücane Cündioğlu’nun deyişiyle; doğru ile yanlışı ayırt etmek bir kültür meselesidir.
Yani düşünce ne kadar yetkinleşirse doğru ile yanlışı, o kadar isabetle ayırt etmek mümkün olur. Oysa, iyi ile kötünün ayırdına varmak için beden ve zihinden çok, yani entelektüel birikimden farklı olarak ruhun tekamülü gerekir. Bazı insanlar doğru ile yanlışı bu nedenle kolaylıkla ayırabilirler; işte buna ‘irfan’ denilir… Marketing Türkiye okurları da irfan sahibidirler…
Etkili Basın Bülteni için 10 Öneri…
Sektörde rakipleri yok… Medya veri tabanı ve basın bülteni dağıtım platformu olarak faaliyet gösteren Faselis, iletişim sektörünün 2025 yılı panoramasını ortaya koyan istatistikleri paylaşmış. Bizim Marketing Türkiye de çalışmayı hemen yayınlamış…
Veriler, başta dijitalleşen dünyada haber portalı kullanımı olmak üzere pek çok hususa ışık tutuyor. Bizim ilgimizi çeken ise iletişimcilerin, medya ilişkilerinde, PR sektöründe hizmet üretenlerin nasıl olacak da onca basın bülteni arasından sıyrılıp hedeflerindeki medya mensurlarının dikkatini çekip mesajlarını okutabilecekleri?
Çünkü 2025 yılında haber portallarına 20 bin 255, toplamda ise 39 bin 314 basın bülteni servis edilmiş. Medya dünyasında 67 milyonun üzerinde e-posta hacmine ulaşılmış. Bir gazeteciye yıllık ortalama 7 bin 636 bülten gitmiş. 1.903 marka bülten gönderimi yaptı.
Altını çizelim; her bir gazeteciye ortalama 7 bin 636 basın bülteni düşmüş. Bir yıl içinde tam 36 binin üzerinde basın bülteni alan olmuş. Günde ortalama 100 basın bülteniyle karşılan gazetecinin dikkatini nasıl çekeceksiniz? Sual bu…
Üstelik, iletişim fakültelerinin ilk yılında “Türk Dili”nin ders olarak okutulmasına rağmen durum bir felaket… Günseli Hanım Marketing Türkiye’ye gelen basın bültenlerinden yola çıkarak bir “İleri Kurs” düzenlese yeridir… İşte size şimdilik 10 tüyo:
1. Mümkünse medya mensubunun şahsına hitapla başlayın… Biraz zahmet yani… Yazı işlerine, ortalığa gönderilen bülten sahipsiz kalabilir.
2. En önemli satış unsuru başlıktır… 4-5 kelimeyi geçmemeli, bülteni mutlaka okutacak çekicilikte olmalı…
3. Alt başlık en az başlık kadar önemlidir. En fazla 2-3 satırdan oluşmalı ve bültenin tamamını özetlemeli…
4. Fazla olan yanlıştır. Birden fazla mesaj içermemeli…
5. Uzun olmamalı. Bir A4 sayfasının en fazla 3/4’ü kullanılmalı…
6. Cümleler kısa olmalı; 7-8 kelimeyi geçmemeli…
7. Anlamlı ve çarpıcı değilse fotoğraf eklenmemeli…
8. Medya mensubu bültenden yola çıkarak haber yapılırsa mutla gazeteciye reaksiyon verilmeli, en azından teşekkür edilmeli…
9. Bülteni gönderdikten sonra telefonla “Aldınız mı, size ulaştı” mı türünden arama yapmak, sinirleri bozabilir ve ters tepebilir…
10. Şu temel ilke hiçbir zaman unutulmamalı: Son tahlilde içerik biçimi belirler. Haber değeri olan bir içerik her zaman hem mürekkep payı olarak hem de mesaj içeriği olarak çok daha etkili yer bulur… Bunu yapmazsa, medya mensubu işini de yapmamış olur…