Ali Saydam
  • Bersay
  • TV Yayınları
  • Röportajlarım
  • Entelektüel Mirasım
  • Yazılarım
    • Yeni Şafak Gazetesi
    • Marketing Türkiye
    • Z Raporu / Derin Ekonomi
    • TIMREPORT
    • Sabah Gazetesi
    • Akşam Gazetesi
    • Akşam Kitap Eki
    • Diğer
  • Kitaplarım
    • Algılama Yönetimi
    • Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?
    • İktidar Yalnızlıktır
    • Vazgeçmek Özgürlüktür
    • Perception Management
    • How to Lose Wives and Clients
    • Wahrnehmungs Management
    • Türkiye Perspektifinden Kamu Diplomasisi >
      • 16.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – UN RO-RO
      • 21.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – Ttec
      • 27.05.2015 - Media Relations - Yeşilay & AB - Staff Training Program
      • Siyasal İletişim Yönetimi - Marmara Belediyeler Birliği / Uludağ
      • Oradaydim Orada Olacagim
  • Galeri
    • Video Galeri
  • İletişim
  • Eng

Her kim sana federasyon teklifiyle gelirse…

​23 ekim 2025 yeni şafak

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, seçildikten sonra yaptığı ilk açıklamada; her ne kadar “Türkiye’yle istişare etmeksizin Kıbrıs’ta bir dış politikanın belirlenmesi bugüne kadar söz konusu olmadı, benim dönemimde de asla söz konusu olmayacak” vurgusunu yapmış olsa da; iki devletli çözümün Kıbrıs Türkleri için ‘gerçekçi bir yaklaşım olmadığını’, onun yerine ‘federasyon temelli bir modeli’ savunduğunu bilmeyen yok…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin KKTC seçimlerinin hemen arkasından yaptığı açıklamalardaki heyecan ve duyarlılığı bu bağlamda algılamak ve anlamak gerekir:
“Meselenin demokratik haklarla ve sandığa saygıyla alakası hiç yoktur. Zira mesele vatan meselesidir, millet meselesidir, beka meselesidir, güvenlik meselesidir, onur ve şeref meselesidir. Kıbrıs’ta egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüme kapalı duran ve federasyon özlemlerine yeşil ışık yakan bir siyasi zihniyet ve iradenin geçmişin acı ve ızdırap veren olaylarını tekrar canlandırma ihtimali yabana atılamaması gereken yakın bir tehdittir.
[…] Kıbrıs bir adadan çok daha ötesidir. Kıbrıs, Doğu Akdeniz’deki sancak, Türk milletinin can damarı, Türk istiklal ve varoluş ruhunun siyasi, stratejik ve jeopolitik misyonudur. Kıbrıs’ın güvenliği ve geleceği Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik ve geleceğiyle bir ve aynıdır. Bu kapsamda Kıbrıs Türk’tür, hep de böyle kalacaktır.”
Öte yandan Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, Pazar günü X hesabından bir mesaj paylaşmış. Bir zamanlar temel görevi; Türkiye’nin tezlerini yurt dışında anlatmak, çıkarlarını korumak olan emekli büyükelçi şöyle diyor:
“Kıbrıs Türk halkı bugün Ankara’dan dayatılmaya çalışan ve kendi kültür ile geleneklerine tamamen yabancı olan islami toplum modelini, ayrıca da son yıllarda takip edilen ve sadece tecritleri ebedileştirecek çözümsüzlük modelini reddetti. Türkiye’den bağımsızlığını ilan etti. Yolu açık olsun. Umarım Ankara bir bedel ödetmeye kalkmaz.”
Son günlerde Kıbrıs konusunda olup bitenler bize “The Godfather” (Baba) filminden bir sahneyi hatırlattı. Baba, Don Corleone, oğlu Michael’a der ki:
“Her kim ki sana Barzini [düşman] ile toplantı teklif ederse, hain odur.”
Aslında konu Kıbrıs meselesi değil, ABD’nin kuklaları Yunanistan ve İsrail’i kullanarak Akdeniz’e hâkim olma; Mavi Vatan’ı yok etme meselesidir… Bu çerçevede Baba filminin ünlü repliğini bir de Kıbrıs adası eksenli okumak, Türkiye’deki muhalefet ve KKTC’deki iktidarın yaklaşımı konusundaki değerlendirmemizi netleştirebilir.
 
İletişimin ‘hınzır’ çocuğu
İletişim çalışmalarında sadece dikkat çekmek, kendine baktırmak için ‘ilginç’ olmak için çaba harcayanları çoğunlukla eleştiririz…
Çünkü bu tür işler; bilinirliğe belki, ancak iletişimin nihai hedefi olan itibarı yükseltmeye hizmet etmezler… O, size ‘baksın’ diye en acayip işlere kalkıştığınız hedef kitle size bakar bakmasına ama aynı hızla kafasını çevirmeyi de ihmal etmez… Üstelik, deneyimler bize gösteriyor ki ‘ilginç’ olana ulaşmak için Şeytan’la iş birliği yapmak da şarttır…
Sonuç ise emek, zaman ve para kaybının yanı sıra bir de evdeki bulgurdan, yani mevcut itibardan da olmaktır…
Ancak… Sosyal medya denen mecra, gerek hedef kitlesi gerek kendi doğası gerekse de orada kabul görmüş ‘tone of voice’ (iletişim tonu) açısından -içinde Şeytan’ı barındırmıyorsa- ilginçliklere de müsaittir…
Örneğin; “Gerçek Zamanlı Pazarlama” (Real Time Marketing – RTM) denilen yöntem, bu konuda biçilmiş kaftandır… Sabancı Üniversitesi Yönetici Geliştirme Birimi’nin internet sayfasında şöyle tanımlanıyor: “Gerçek zamanlı pazarlama, markaların olaylara, trendlere, sosyal medya etkileşimlerine ve diğer anlık gelişmelere hızlı bir şekilde tepki vererek pazarlama stratejilerini şekillendirmesidir. Bu strateji, markaların hedef kitleleriyle anında iletişim kurmalarını ve mevcut eğilimleri fırsata dönüştürmelerini sağlar…”
Ray Sigorta bir sosyal medya ‘post’u paylaşmış ve ilginçliği, tuzaklarına düşmeden sağlamış … Tamamen yazıdan oluşan görselde iri puntolarla şu sözler yer alıyor: “Olur mu, olouvre!” Altta da küçük bir not: “Olmaz demeyin, hırsızlığa karşı evinizi ve iş yerinizi güvence altına alın.” Bu mesaj iletişimde ‘emir kipi’nin riskli olduğu gerçeği bir yana tutulursa ‘anında üretim’ için iyi bir örnek…
Gerçek Zamanlı Pazarlama kapsamındaki bu post’ta “Olouvre” kelimesiyle bir yandan “olur” denilirken, diğer yandan da Louvre Müzesi’ndeki hırsızlık olayı hatırlatılıyor…
Ara sıra böyle hınzırlıklara başvurmakta sakınca yok… Tabii, bir de Almanların ‘Schadenfreude’ (başkasının ızdırabından keyif almak, yararlanmak) dedikleri, ancak bizde “Düşene bir tekme daha vurmak” gibi anlaşılabilen tuzak konusunda da temkinli olmak gerekir…
 
Gözümüz yollarda kaldı…
Garanti BBVA ve TURMEPA iş birliğiyle Marmara Denizi’ni iklim değişikliğine karşı dirençli hâle getirmek amacıyla yürütülen “Mavi Nefes Projesi”nin ilk deneme dalışına Garanti BBVA Su Altı Dalış Kulübü, TURMEPA ve bilim insanları katılmış.
Bu kapsamda İstanbul Üniversitesi’nin geliştirdiği yeni bir müsilaj temizleme tekniği de kullanılmış. Doç. Dr. Cem Dalyan liderliğinde Burgazada açıklarında atılan bu ilk adımda elde edilen bulgular bir sonraki fazın bilimsel değerlendirmelerine temel oluşturmak üzere kayıt altına alınmış.
Aslında proje yeni değilmiş… 2021 yılından bu yana yürütülüyormuş…
Gerekli olanı yapana, topluma, çevreye katkı sağlayana “neden yaptın” denilmez ama “neden geç kaldın” bal gibi denilir… Hele ki müsilaj gibi, yalnızca İstanbulluları değil, çevre bilincine sahip herkesi rahatsız eden, ilgilendiren bir konuysa… 
Umarız bundan sonra projede gösterilen emek ve itina işin iletişiminden esirgenmez…
 
www.alisaydam.com - 2014