Herkes ‘boş tarafı’ görüyor…
06 aralık 2025 yeni şafak
Bugün de bardağın dolu yarısından söz edelim… Dış finansman maliyetlerimiz önemli ölçüde azalmış. Finansal istikrarımız güçleniyormuş…
Türkiye’nin, 2022 Haziran’ında 888 olan ‘kredi risk primi’ (CDS - Credit Default Swap / Kredi Temerrüt Takası) Kasım 2025’te 233 baz puan seviyesine gerilemiş…
Durumu anlamak için şu listeye göz atmakta yarar var:
0-250 “Düşük Riskli”: Genellikle düşük riskli ve güvenilir kabul edilen ülkelerle (G7 ülkeleri gibi) aynı kategoriye yakındır.
250 - 400 “Orta Riskli/Yüksek Alarm”: Birçok gelişmekte olan piyasa için ekonomik kırılganlıklar hissedilmeye başlanır.
400 - 500 “Yüksek Riskli Sınırı”: Yabancı yatırımcılar tarafından genellikle “yatırım yapılabilir” kategorisinin sınırı olarak görülür.
500 ve Üzeri “Çok Yüksek Riskli”: Piyasada ciddi bir güven krizini ve ülkenin borçlarını ödeyememe olasılığının yüksek algılandığını gösterir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürme ihtimalini artırır ve yabancı sermayenin kaçışına neden olabilir.
Kısa süre önce Türkiye’nin en büyük girişimcilik etkinliği olduğu ifade edilen “Big Bang Startup Challenge”, İTÜ Çekirdek ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye ve dünyadan seçilen TOP 50 teknoloji girişimin yer aldığı etkinlikte 1,74 milyar TL’yi aşan ödül, nakit ve yatırım duyurulmuş (Ayrıntılar şu adreste: https://bigbang.itucekirdek.com/).
Bardağın boş yarısına, gıda enflasyonuna, kuraklığa, iklim değişikliğine, hal yasasına, adalet sisteminin iletişim boyutuna, asgari ücret zammına herkes bakıyor…
Bir kere de kafamızı kaldırıp Türkiye’nin finansal geleceğine göz atsak, ne olur?..
Tüketici kolay aldanmıyor
Üç gün öncesine kadar yer gök inliyordu: “Kasım indirimleri! Kasım indirimleri!..” Öyle bir bombardıman altındaydık ki ‘FOMO Sendromu’nun kurbanı olmak işten bile değil gibi görünüyordu… FOMO, yani “Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu” (Fear of Missing Out), yaşanan gelişmeleri, haberleri, bilgileri bilmeme veya kaçırma endişesine verilen ad… Sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesinden sonra türemiş…
Peki Kasım’da ne olmuş, bitmiş?.. Tüketiciler FOMO’ya teslim olmuş mu?..
Yandex Türkiye’nin Kasım 2025’te yaptığı araştırmaya göre; tüketicilerin büyük çoğunluğu (yüzde 89) bu dönemde alışveriş yapmayı planlamış. Katılımcıların yüzde 92’si reklamlardan etkilendiğini söylerken; en cazip kampanyalar “bir alana bir bedava” (yüzde 61), yüksek indirim oranları (yüzde 54), taksit imkânı (yüzde 40) ve ücretsiz teslimat (yüzde 39) olarak sıralanmış.
Alışveriş yapmayı düşünmeyenlerin nedenleri ise şöyleymiş: Yüzde 28’i bütçesinin aşılmasından endişe ediyor, yüzde 18’i indirim öncesi fiyat artışlarına inanıyormuş. Kadın tüketicilerde bu güvensizlik daha yüksekmiş: Yüzde 33.
DORinsight’ın kasım indirimleri araştırması da özellikle 25-34 yaş arası, AB grubu (üst gelir) kadın tüketicilerin ‘satın almaya en zor ikna edilen’ grup olduğunu ortaya koymuş… Araştırma’da; tüketicilerin yüzde 68’i kendini “planlı düşünen” olarak tanımlamış.
DORinsight’ın raporuna göre; indirimli ürünle karşılaştığında “Kaçmaz bu fırsat” diyerek anında satın alma refleksi gösterenlerin oranı yüzde 13’le sınırlı kalmış; yani FOMO sendromuna kapılmamışlar… Büyük çoğunluk (yüzde 87) ise ya fiyat geçmişini kontrol ediyor ya favorilere ekleyip bekliyor ya da çevresine danışıyormuş… İnsanlar yeni ürün keşfetmek veya “alışveriş terapisi” için değil, “planladıkları ürünleri uygun fiyata almak” (yüzde 39) için alışveriş yapıyorlarmış.
İstisna ise 18-24 yaş arası, düşük gelirli (DE sosyo-ekonomik grubundaki) erkeklermiş. İndirim gördüğünde “direkt satın alırım” diyenlerin oranı bu grupta yüzde 29,3 ile genel ortalamanın 2 katına çıkmış. Başka bir deyişle, markalar için ‘dürtüsel satış’ın hâlâ canlı olduğu grup, genç erkek kardeşlerimizmiş.
Kasım indirimleri birkaç yıl önce hayatımıza girdiğinde ‘tek taraflı’ bir bombardımana maruz kaldık… Ardından siber güvenlik, dijitalleşme, sosyal medya alanındaki uzmanlar, sosyologlar, psikologlar, tüketici dernekleri devreye girdiler… Medya, bir yandan reklamlara yer verirken diğer yandan bu uzmanların görüşlerine başvurarak hem ‘aldatıcı reklamlar’ hem de kampanyalardaki ‘psikolojik oyunlar’ hakkında yayınlar yapmaya başladılar…
Sonunda ne oldu? Araştırmalardan anladığımız kadarıyla denge kurulmaya başlanmış, tüketici kolay aldanmıyor… Perakende dünyası için müthiş satış fırsatları barındıran bu dönem yaşamaya devam ediyor; ancak tüketici daha bilinçli bir satın alma davranışı sergiliyor…
Türkiye’nin, 2022 Haziran’ında 888 olan ‘kredi risk primi’ (CDS - Credit Default Swap / Kredi Temerrüt Takası) Kasım 2025’te 233 baz puan seviyesine gerilemiş…
Durumu anlamak için şu listeye göz atmakta yarar var:
0-250 “Düşük Riskli”: Genellikle düşük riskli ve güvenilir kabul edilen ülkelerle (G7 ülkeleri gibi) aynı kategoriye yakındır.
250 - 400 “Orta Riskli/Yüksek Alarm”: Birçok gelişmekte olan piyasa için ekonomik kırılganlıklar hissedilmeye başlanır.
400 - 500 “Yüksek Riskli Sınırı”: Yabancı yatırımcılar tarafından genellikle “yatırım yapılabilir” kategorisinin sınırı olarak görülür.
500 ve Üzeri “Çok Yüksek Riskli”: Piyasada ciddi bir güven krizini ve ülkenin borçlarını ödeyememe olasılığının yüksek algılandığını gösterir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not düşürme ihtimalini artırır ve yabancı sermayenin kaçışına neden olabilir.
Kısa süre önce Türkiye’nin en büyük girişimcilik etkinliği olduğu ifade edilen “Big Bang Startup Challenge”, İTÜ Çekirdek ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye ve dünyadan seçilen TOP 50 teknoloji girişimin yer aldığı etkinlikte 1,74 milyar TL’yi aşan ödül, nakit ve yatırım duyurulmuş (Ayrıntılar şu adreste: https://bigbang.itucekirdek.com/).
Bardağın boş yarısına, gıda enflasyonuna, kuraklığa, iklim değişikliğine, hal yasasına, adalet sisteminin iletişim boyutuna, asgari ücret zammına herkes bakıyor…
Bir kere de kafamızı kaldırıp Türkiye’nin finansal geleceğine göz atsak, ne olur?..
Tüketici kolay aldanmıyor
Üç gün öncesine kadar yer gök inliyordu: “Kasım indirimleri! Kasım indirimleri!..” Öyle bir bombardıman altındaydık ki ‘FOMO Sendromu’nun kurbanı olmak işten bile değil gibi görünüyordu… FOMO, yani “Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu” (Fear of Missing Out), yaşanan gelişmeleri, haberleri, bilgileri bilmeme veya kaçırma endişesine verilen ad… Sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesinden sonra türemiş…
Peki Kasım’da ne olmuş, bitmiş?.. Tüketiciler FOMO’ya teslim olmuş mu?..
Yandex Türkiye’nin Kasım 2025’te yaptığı araştırmaya göre; tüketicilerin büyük çoğunluğu (yüzde 89) bu dönemde alışveriş yapmayı planlamış. Katılımcıların yüzde 92’si reklamlardan etkilendiğini söylerken; en cazip kampanyalar “bir alana bir bedava” (yüzde 61), yüksek indirim oranları (yüzde 54), taksit imkânı (yüzde 40) ve ücretsiz teslimat (yüzde 39) olarak sıralanmış.
Alışveriş yapmayı düşünmeyenlerin nedenleri ise şöyleymiş: Yüzde 28’i bütçesinin aşılmasından endişe ediyor, yüzde 18’i indirim öncesi fiyat artışlarına inanıyormuş. Kadın tüketicilerde bu güvensizlik daha yüksekmiş: Yüzde 33.
DORinsight’ın kasım indirimleri araştırması da özellikle 25-34 yaş arası, AB grubu (üst gelir) kadın tüketicilerin ‘satın almaya en zor ikna edilen’ grup olduğunu ortaya koymuş… Araştırma’da; tüketicilerin yüzde 68’i kendini “planlı düşünen” olarak tanımlamış.
DORinsight’ın raporuna göre; indirimli ürünle karşılaştığında “Kaçmaz bu fırsat” diyerek anında satın alma refleksi gösterenlerin oranı yüzde 13’le sınırlı kalmış; yani FOMO sendromuna kapılmamışlar… Büyük çoğunluk (yüzde 87) ise ya fiyat geçmişini kontrol ediyor ya favorilere ekleyip bekliyor ya da çevresine danışıyormuş… İnsanlar yeni ürün keşfetmek veya “alışveriş terapisi” için değil, “planladıkları ürünleri uygun fiyata almak” (yüzde 39) için alışveriş yapıyorlarmış.
İstisna ise 18-24 yaş arası, düşük gelirli (DE sosyo-ekonomik grubundaki) erkeklermiş. İndirim gördüğünde “direkt satın alırım” diyenlerin oranı bu grupta yüzde 29,3 ile genel ortalamanın 2 katına çıkmış. Başka bir deyişle, markalar için ‘dürtüsel satış’ın hâlâ canlı olduğu grup, genç erkek kardeşlerimizmiş.
Kasım indirimleri birkaç yıl önce hayatımıza girdiğinde ‘tek taraflı’ bir bombardımana maruz kaldık… Ardından siber güvenlik, dijitalleşme, sosyal medya alanındaki uzmanlar, sosyologlar, psikologlar, tüketici dernekleri devreye girdiler… Medya, bir yandan reklamlara yer verirken diğer yandan bu uzmanların görüşlerine başvurarak hem ‘aldatıcı reklamlar’ hem de kampanyalardaki ‘psikolojik oyunlar’ hakkında yayınlar yapmaya başladılar…
Sonunda ne oldu? Araştırmalardan anladığımız kadarıyla denge kurulmaya başlanmış, tüketici kolay aldanmıyor… Perakende dünyası için müthiş satış fırsatları barındıran bu dönem yaşamaya devam ediyor; ancak tüketici daha bilinçli bir satın alma davranışı sergiliyor…