‘Hâl’ dili ‘kāl’ diline karşı!
18 nisan 2026 yeni şafak
Siverek, Kahramanmaraş… Okul sıralarına sızan namlu maalesef, sadece akranlarını değil, geleceğimizi, aile yapımızı ve toplumsal huzurumuzu hedef aldı...
Mahalle kültürünün bir zamanlar toplumsal sorunlar konusunda ‘koruyucu kalkan’ olduğu ülkemizde, Amerikanvari okul baskınlarının üst üste gelmesi, çalmaya başlayan alarm zilleri mi?
ABD'de okullarda yapılan silahlı olayları kapsayan "How Many School Shootings? All Incidents From 1966-Present" raporunda 1966'dan 2022 sonuna kadar yaklaşık 2 bin 260 olay kaydedilmiş. Okullarda yaşanan silahlı saldırılarda 721 can kaybı var. Yaklaşık bin 964 çocuk da yaralanmış. Toplu okul saldırılarının yaklaşık yüzde 20'si ise son 5-6 yıl içinde yaşanmış. (https://k12ssdb.org/all-shootings)
Bağra basılan, ‘okusun’ diye üzerine titrenen evlatların yollandığı, ilim irfan yuvası okullar bu saldırılara tesadüfen mi mekân oldular?..
Mesele ‘iki genç silah bulmuş’ noktasında değerlendirilmemeli… Dijital platformların, o pırıltılı ama içi boş anlatıların düşkünü, sosyal medyada ‘like’ alınca gözleri parlayan ve insani değerlerden gittikçe uzaklaşmaya başlayan bir kuşaktan söz ediyoruz. İşte bu dijital dünyada şiddet sıradanlaşmış, ‘tüketilebilir içerik’ hâline gelmiş…
Aile yapısındaki çözülmeler, sofradaki sohbetin yerini ekranlardaki monologlara bırakması, gencin aidiyet duygusunu dijital dünyada aramasına neden olmakta. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘‘Aile, cemiyete sağlam fertler veren, içine sızmak isteyen bakterileri yaşatmayan ve üretmeyen, yerleşmiş nizamlara ve temel kıymetlere yaylım ateşi açarak tahribat yapmak isteyenlere fırsat vermeyen, arınmış, inanmış ve kendini sağlama almış bir bünyedir” tanımı ne kadar da doğru…
Cumhurbaşkanı, saldırılardan bir gün önce Ideathon Yarışması Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada demişti ki: “Ekran bağımlılığı ve sonsuz kaydırma gibi yeni bağımlılıklar bilhassa küçük yaştaki yavrularımız üzerinde yıkıcı etkiler oluşturuyor. Algoritma tuzağı olarak adlandırılan bu yeni sarmaldan çocuklarımızı ve gençlerimizi kurtarmamız büyük önem arz ediyor. Aynı şekilde siber zorbalık, mahremiyet ihlali, şiddet ve istismar gibi kötülüklerin yoğun şekilde yer aldığı dijital oyun ve içeriklerin olumsuz etkilerinden de evlatlarımızı korumak mecburiyetindeyiz.”
Son iki saldırıyı tahlil edenler, tek ortak nokta olarak bir oyuna işaret ediyorlar: PUBG. Bu ve benzeri oyunlar, basit birer eğlence aracı değil, zihinleri ele geçiren birer stratejik kurgu imişler. Oyununu hedefinin, “Herkesi öldür ve hayatta kalan son kişi sen ol!” gibi tercüme edilebileceğine işaret ediliyor. Silahların, mühimmatın ve öldürme eyleminin sıradanlaştırıldığı, ‘başarı’nın yok etmekle eş değer olduğu bir dünyada büyüyen çocuğun gerçeklikle bağı kopmaya başlamaz mı Dijitalde binlerce kez bastığı o tetiği, gerçek hayatta da bir çözüm yolu sanma yanılsaması doğmaz mı?
Spinoza’nın lafını bir kez daha hatırlayalım: “Düşünce yetkinleştikçe şikâyet azalır.” Uzunca süredir dijital kültürün ruh ve düşünce dünyamızda yaptığı tahribattan şikâyet edip duruyoruz. “Ne yapmalı?” sorusu ise ne yazık ki, bir türlü herkesi tatmin edecek şekilde yanıtlanamıyor.
Devlet, olası bir şiddete karşı 3 Nisan’da Meclis’ten geçirdiği "Dijital Oyun Yasası" ile önlemleri çeşitlendirmeye devam etmiş. Yasada; ‘hayali’ mecraların sorumluları belirlenmiş ve bunlar Türkiye Cumhuriyeti yasalarına karşı doğrudan sorumlu tutulmuşlar. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) oyun platformlarına Türkiye’de yerel temsilci atama zorunluluğu getirmiş. Yaş sınıflandırması, ebeveyn kontrol araçları ve kurallara uymayanlara karşı uygulanacak bant daraltma yaptırımları, devletin bu konudaki kararlılığına işaret ediyor…
Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan’a göre, Türkiye’de yaklaşık 30 milyonun üzerinde dijital oyuncu var ve en yoğun takipçiler 10–18 yaş aralığı.
Oyunun tek başına suç üretmediğinin altını çizen Eraslan’a göre; asıl tehlike “yaşa uygun olmayan içerik, uzun süreli kontrolsüz kullanım ve dijital denetimsizliğin birleşimi” imiş. En önemli mevzunun ‘çocukların dijital dünyayla sağlıklı ilişki kurulmasını temin etmek’ olduğunu söyleyen Eraslan’ın önerileri ise; “dijital ebeveynlik, yaş sınırlamalarının uygulanması ve okullarda dijital okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması.”
Çarşamba akşamı 24 TV’de birlikte katıldığımız “Açık Görüş” programında Yusuf Alabarda kardeşimizin dile getirdiği o can alıcı soru mutlaka dikkate alınmalı; “Hâl mi önemlidir, kāl mi?” Dilimize Arapçadan geçen; hâl ‘davranışı’; kāl ise ‘sözü’ ifade etmektedir.
Yanıt tabii ki, hâl olmalıdır. İnsanların ne söylediğine değil, ne yaptığına bakılır. Zira biri olmak istediğidir, diğeri ise olduğu. Eğer bir ebeveynin söylemi (kāl) ile eylemi (hâl) arasında uçurum varsa, o nokta güvenin bittiği, çelişkinin başladığının işareti olabilir…
Çocuğunuza "Şiddet kötüdür" derken (kāl), akşam televizyonun karşısına geçip şiddeti ‘racon’ diye pazarlayan dizileri keyif ve merakla izliyorsanız (hâl), o çocuk ne dediğinizi duymaz, ne yaptığınıza bakar.
Yasaklar, kötü olanı sahadan silmek için şarttır. Ancak iletişimde boşluğa yer olmadığını da biliyoruz. Devletin burada yapması gereken; yasakçı kimliğini değer mimarlığına devşirmektir.
Aileler önce kendi hâl dillerine eğilerek çocuğun zihninde güç tanımını şiddetle bir tutmalarını engelleyebilirler.
Öte yandan iletişim araçları ve bu araçlarla sunulan mesajlar ‘iyi yapılmış iyi eserler’ olabilmek için ille de aşırı ciddi, can sıkıcı bir biçim ve içerik ihtiva etmek zorunda değiller… Tam tersine diğerlerinden çok daha eğlendirici, özendirici, popülist olmadan popüler olarak ortaya çıkabilir, daha cazip kanallar olarak kurgulanabilirler…
Mahalle kültürünün bir zamanlar toplumsal sorunlar konusunda ‘koruyucu kalkan’ olduğu ülkemizde, Amerikanvari okul baskınlarının üst üste gelmesi, çalmaya başlayan alarm zilleri mi?
ABD'de okullarda yapılan silahlı olayları kapsayan "How Many School Shootings? All Incidents From 1966-Present" raporunda 1966'dan 2022 sonuna kadar yaklaşık 2 bin 260 olay kaydedilmiş. Okullarda yaşanan silahlı saldırılarda 721 can kaybı var. Yaklaşık bin 964 çocuk da yaralanmış. Toplu okul saldırılarının yaklaşık yüzde 20'si ise son 5-6 yıl içinde yaşanmış. (https://k12ssdb.org/all-shootings)
Bağra basılan, ‘okusun’ diye üzerine titrenen evlatların yollandığı, ilim irfan yuvası okullar bu saldırılara tesadüfen mi mekân oldular?..
Mesele ‘iki genç silah bulmuş’ noktasında değerlendirilmemeli… Dijital platformların, o pırıltılı ama içi boş anlatıların düşkünü, sosyal medyada ‘like’ alınca gözleri parlayan ve insani değerlerden gittikçe uzaklaşmaya başlayan bir kuşaktan söz ediyoruz. İşte bu dijital dünyada şiddet sıradanlaşmış, ‘tüketilebilir içerik’ hâline gelmiş…
Aile yapısındaki çözülmeler, sofradaki sohbetin yerini ekranlardaki monologlara bırakması, gencin aidiyet duygusunu dijital dünyada aramasına neden olmakta. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘‘Aile, cemiyete sağlam fertler veren, içine sızmak isteyen bakterileri yaşatmayan ve üretmeyen, yerleşmiş nizamlara ve temel kıymetlere yaylım ateşi açarak tahribat yapmak isteyenlere fırsat vermeyen, arınmış, inanmış ve kendini sağlama almış bir bünyedir” tanımı ne kadar da doğru…
Cumhurbaşkanı, saldırılardan bir gün önce Ideathon Yarışması Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada demişti ki: “Ekran bağımlılığı ve sonsuz kaydırma gibi yeni bağımlılıklar bilhassa küçük yaştaki yavrularımız üzerinde yıkıcı etkiler oluşturuyor. Algoritma tuzağı olarak adlandırılan bu yeni sarmaldan çocuklarımızı ve gençlerimizi kurtarmamız büyük önem arz ediyor. Aynı şekilde siber zorbalık, mahremiyet ihlali, şiddet ve istismar gibi kötülüklerin yoğun şekilde yer aldığı dijital oyun ve içeriklerin olumsuz etkilerinden de evlatlarımızı korumak mecburiyetindeyiz.”
Son iki saldırıyı tahlil edenler, tek ortak nokta olarak bir oyuna işaret ediyorlar: PUBG. Bu ve benzeri oyunlar, basit birer eğlence aracı değil, zihinleri ele geçiren birer stratejik kurgu imişler. Oyununu hedefinin, “Herkesi öldür ve hayatta kalan son kişi sen ol!” gibi tercüme edilebileceğine işaret ediliyor. Silahların, mühimmatın ve öldürme eyleminin sıradanlaştırıldığı, ‘başarı’nın yok etmekle eş değer olduğu bir dünyada büyüyen çocuğun gerçeklikle bağı kopmaya başlamaz mı Dijitalde binlerce kez bastığı o tetiği, gerçek hayatta da bir çözüm yolu sanma yanılsaması doğmaz mı?
Spinoza’nın lafını bir kez daha hatırlayalım: “Düşünce yetkinleştikçe şikâyet azalır.” Uzunca süredir dijital kültürün ruh ve düşünce dünyamızda yaptığı tahribattan şikâyet edip duruyoruz. “Ne yapmalı?” sorusu ise ne yazık ki, bir türlü herkesi tatmin edecek şekilde yanıtlanamıyor.
Devlet, olası bir şiddete karşı 3 Nisan’da Meclis’ten geçirdiği "Dijital Oyun Yasası" ile önlemleri çeşitlendirmeye devam etmiş. Yasada; ‘hayali’ mecraların sorumluları belirlenmiş ve bunlar Türkiye Cumhuriyeti yasalarına karşı doğrudan sorumlu tutulmuşlar. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) oyun platformlarına Türkiye’de yerel temsilci atama zorunluluğu getirmiş. Yaş sınıflandırması, ebeveyn kontrol araçları ve kurallara uymayanlara karşı uygulanacak bant daraltma yaptırımları, devletin bu konudaki kararlılığına işaret ediyor…
Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan’a göre, Türkiye’de yaklaşık 30 milyonun üzerinde dijital oyuncu var ve en yoğun takipçiler 10–18 yaş aralığı.
Oyunun tek başına suç üretmediğinin altını çizen Eraslan’a göre; asıl tehlike “yaşa uygun olmayan içerik, uzun süreli kontrolsüz kullanım ve dijital denetimsizliğin birleşimi” imiş. En önemli mevzunun ‘çocukların dijital dünyayla sağlıklı ilişki kurulmasını temin etmek’ olduğunu söyleyen Eraslan’ın önerileri ise; “dijital ebeveynlik, yaş sınırlamalarının uygulanması ve okullarda dijital okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması.”
Çarşamba akşamı 24 TV’de birlikte katıldığımız “Açık Görüş” programında Yusuf Alabarda kardeşimizin dile getirdiği o can alıcı soru mutlaka dikkate alınmalı; “Hâl mi önemlidir, kāl mi?” Dilimize Arapçadan geçen; hâl ‘davranışı’; kāl ise ‘sözü’ ifade etmektedir.
Yanıt tabii ki, hâl olmalıdır. İnsanların ne söylediğine değil, ne yaptığına bakılır. Zira biri olmak istediğidir, diğeri ise olduğu. Eğer bir ebeveynin söylemi (kāl) ile eylemi (hâl) arasında uçurum varsa, o nokta güvenin bittiği, çelişkinin başladığının işareti olabilir…
Çocuğunuza "Şiddet kötüdür" derken (kāl), akşam televizyonun karşısına geçip şiddeti ‘racon’ diye pazarlayan dizileri keyif ve merakla izliyorsanız (hâl), o çocuk ne dediğinizi duymaz, ne yaptığınıza bakar.
Yasaklar, kötü olanı sahadan silmek için şarttır. Ancak iletişimde boşluğa yer olmadığını da biliyoruz. Devletin burada yapması gereken; yasakçı kimliğini değer mimarlığına devşirmektir.
Aileler önce kendi hâl dillerine eğilerek çocuğun zihninde güç tanımını şiddetle bir tutmalarını engelleyebilirler.
Öte yandan iletişim araçları ve bu araçlarla sunulan mesajlar ‘iyi yapılmış iyi eserler’ olabilmek için ille de aşırı ciddi, can sıkıcı bir biçim ve içerik ihtiva etmek zorunda değiller… Tam tersine diğerlerinden çok daha eğlendirici, özendirici, popülist olmadan popüler olarak ortaya çıkabilir, daha cazip kanallar olarak kurgulanabilirler…