Ali Saydam
  • Bersay
  • TV Yayınları
  • Röportajlarım
  • Entelektüel Mirasım
  • Yazılarım
    • Yeni Şafak Gazetesi
    • Marketing Türkiye
    • Z Raporu / Derin Ekonomi
    • TIMREPORT
    • Sabah Gazetesi
    • Akşam Gazetesi
    • Akşam Kitap Eki
    • Diğer
  • Kitaplarım
    • Algılama Yönetimi
    • Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?
    • İktidar Yalnızlıktır
    • Vazgeçmek Özgürlüktür
    • Perception Management
    • How to Lose Wives and Clients
    • Wahrnehmungs Management
    • Türkiye Perspektifinden Kamu Diplomasisi >
      • 16.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – UN RO-RO
      • 21.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – Ttec
      • 27.05.2015 - Media Relations - Yeşilay & AB - Staff Training Program
      • Siyasal İletişim Yönetimi - Marmara Belediyeler Birliği / Uludağ
      • Oradaydim Orada Olacagim
  • Galeri
    • Video Galeri
  • İletişim
  • Eng

Millî Bağımsızlığın Yolu Öğrenim ve Eğitimden Geçer

Hep merak etmişimdir. Neden bazı bakanlıkların başında Millî sözcüğü vardır da diğerlerinde yoktur? Örneğin, Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı… Hatta bu konuyu Enerji Bakanlığı özelinde de tartışmıştık. Koskoca bakanlığın ismini değiştirmek o kadar kolay değildi. Ancak zamanın Bakanı Dr. Berat Albayrak olağanüstü devrimci bir çalışmayla ortaya çıkan, o günden sonra bakanlığın temel stratejik belgesi haline gelen dokümana Millî Maden ve Enerji Politikası adını vermişti.  
Aslında olay bir kelime kullanımı meselesi değildir. Bir zihniyet meselesidir.  
Aynı şekilde Millî Eğitim Bakanlığı’nın adının Millî Öğrenim Bakanlığı olmamasının da çok ciddi manası vardır.   
Z Raporu’nun geçen ayki sayısında yer alan ‘Giden de pişman, gitmeyen de’ başlıklı yazımızda Türkiye’den yurt dışına eğitim için giden öğrenciler meselesini dile getirmiştik. Bazı verileri hatırlamakta yarar var: 
İstanbul Erkek Lisesi’ni bitiren 166 gençten 133’ü, Alman Lisesi’nden önceki yıl mezun olan 124 öğrenciden 122’si üniversite tercihini yurt dışından yana kullanmış. Avusturya Lisesi’nde 75 öğrenciden sadece biri Türkiye’de kalmış. Yurt dışına giden Robert Kolej mezunlarının oranı yüzde 62 imiş. Galatasaray Lisesi mezunu 121 kişiden 78’i Türkiye’de kalmış. Yani önceki yıl yurt dışına gidenlerin oranı yüzde 35 iken bu rakam 2020 yılında yalnızca yüzde 3,3 imiş. 
Şu günlerde hem lise eğitim ve öğrenimi hem de üniversite için tercihler yapılıyor. Eğitimle öğrenim arasındaki farkı tartışmanın hiçbir zaman geç olmayacağını düşünüyoruz.  
Toplumların gelişiminde en önemli faktörlerden biri bireylerin bilgi ve beceri düzeyidir. Bu bağlamda “eğitim” ve “öğrenim” kavramları sıkça birbirinin yerine kullanılsa da aslında bu iki terim arasında önemli farklar bulunmaktadır. Eğitim ve öğrenim, bireyin gelişimini destekleyen iki temel süreçtir; ancak amaç, yöntem, içerik ve sonuç açısından birbirlerinden ayrılırlar.  
Öğrenim bireyin bilgi, beceri, tutum ve kültürü, iş yapış biçimleri kazanması sürecidir. Genellikle bireyin kendi çabasıyla veya çevresiyle etkileşim içinde doğal olarak gelişir. Öğrenim, eğitim sürecinin bir parçası olabilir; ancak her öğrenim süreci mutlaka bir eğitim sürecine bağlı değildir. İnsanlar çevrelerinden gözlem yaparak, deneyim yaşayarak ya da kendi kendine araştırarak da öğrenebilir. Bu anlamda öğrenim daha geniş ve kapsamlı bir süreçtir. 
Devletler toplumun stratejik hedefleri doğrultusunda hangi tür öğrenime, ne oranda ağırlık ve öncelik tanıyacaklarına karar verirler. Buna göre öğrenim programları hazırlanır. TBMM’de 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu da bu sürecin yasal teminatıdır.  
Eğitim ise, bireyin davranışlarında kasıtlı ve kontrollü olarak istenilen yönde değişiklik yapmayı hedefleyen, toplumun ortak ruhî şekillenmesini belirleyen, millî ve manevî değerler doğrultusunda hazırlanan planlı bir süreçtir. Eğitim yalnızca bilgi aktarmayı değil; aynı zamanda değer kazandırmayı, sosyal normlara uyumu sağlamayı, bireyin kişiliğini geliştirmeyi ve topluma uyum sağlamasını da amaçlar. Bu yönüyle eğitim, hem formel (okul, kurs gibi) hem de enformel (aile, toplum, medya gibi) yollarla gerçekliğe kavuşabilir.  
Bazı kurumlar vardır eğitimde çok iyidirler. Bazıları da öğrenimde. İkisinde birden iyi olan yok mudur? İllaki vardır. Bunun için önce aile sonra sürecin içine girecek olan gencin kendi bireysel ve toplumsal duruşlarını tahlil etmelerini ve ona en uygun öğrenim-eğitim kurumunu seçmeleri gerekir.  
Bütün uzmanlar bir konuda buluşmaktalar: Her ne kadar bir gencin formasyonu için eğitim ve öğrenimin etkisi özdeş gibi görünse de kariyerin gelişiminde eğitimin ağırlığının çok daha fazla olduğu bilinmektedir.   
Lise ve üniversite öğreniminden sonra oluşan ve Türkçesi bir türlü tam olarak karşılanamayan network (belki etki ağı denebilir) öğrenime dayalı bir yapı değil kültür ve değerler temelinde inşa edilmiş eğitim odaklı bir fenomendir. Ve kariyer için olmazsa olmaz olarak kabul edilir.  
 
Her zaman bir pazarlama yolu bulunabilir 
Geçenlerde sosyal medyada yer alan bir haber ve yazı pazarlama iletişimi açısından ders niteliğindeydi. Haberin başlığı şöyleydi: “Japonlar kahveden pek hoşlanmazlar. Oysa Nestle bir çocuk psikoloğunu işe aldı ve bütün bir ulusun davranış biçimini değiştirdi.”    
Ayrıca yazıda Nestle’nin “Çay sever bir ulus olan” Japonya’yı ülkece kahve değirmeni haline getiren dahice bir hamle yaptığı belirtiliyor. Nestle işe Japon kültürünü derinden inceleyip gençleri anahtar olarak tespit etmiş. Sonrasında hedef kitleye odaklı pazarlama kampanyaları düzenlemiş. Son derece çağdaş ve onların deyişle ‘trendy’ ortamlarda pop kültürüne ve romantik yaşam biçimine bağlantılar kurmuş.  
Hedefleri bir içecek satmak değil bir yaşam biçimi sundukları algısını yaratmakmış. Bugün Japonya Asya’daki en büyük kahve tüketicisi haline geldiyse bunun Nestle’nin sabırlı, kültür odaklı stratejisine borçlu olduğu ifade ediliyor.  
Bu hikâye bize Afrika’ya ayakkabı pazarlamaya giden iki satış elemanının döndüklerinde verdikleri raporu hatırlattı… Biri demiş ki, “Afrikalılar çıplak ayakla etrafta dolaşıyorlar, bunlara ayakkabı falan satılamaz.”  İkinci pazarlamacı demiş ki: “Afrikalılar çıplak ayakla etrafta dolaşıyorlar, bunlara çok sayıda ayakkabı satarız. Yeter ki, ihtiyaç oluşturalım.” 
Nestle’ninki de o hesap… 
 ​

Title Text.

www.alisaydam.com - 2014