Ali Saydam
  • Bersay
  • TV Yayınları
  • Röportajlarım
  • Entelektüel Mirasım
  • Yazılarım
    • Yeni Şafak Gazetesi
    • Marketing Türkiye
    • Z Raporu / Derin Ekonomi
    • TIMREPORT
    • Sabah Gazetesi
    • Akşam Gazetesi
    • Akşam Kitap Eki
    • Diğer
  • Kitaplarım
    • Algılama Yönetimi
    • Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?
    • İktidar Yalnızlıktır
    • Vazgeçmek Özgürlüktür
    • Perception Management
    • How to Lose Wives and Clients
    • Wahrnehmungs Management
    • Türkiye Perspektifinden Kamu Diplomasisi >
      • 16.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – UN RO-RO
      • 21.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – Ttec
      • 27.05.2015 - Media Relations - Yeşilay & AB - Staff Training Program
      • Siyasal İletişim Yönetimi - Marmara Belediyeler Birliği / Uludağ
      • Oradaydim Orada Olacagim
  • Galeri
    • Video Galeri
  • İletişim
  • Eng

‘Sır’ ve ‘nur’

​21 Nisan 2026 yeni şafak

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran’a yönelik saldırıların ardından bölgeyi ateş topuna çeviren savaş… Sadece binaları değil, küresel dengeleri, ekonomiyi ve en önemlisi de insanlığın geleceğine dair umutlarını kökünden sarsan bombalar…
Hırsın, intikamın ve kontrolsüz gücün yarattığı yıkımla masadan kalkılan, sonuç çıkmayan ateşkes görüşmeleri…
Anlaşmayla sonuçlanması umutla beklenen ‘müzakere masası’nın sandalyelerinden birinde, sadece teknik veriyle değil, insanlık ve hikmet pusulasıyla hareket eden bir akıl otursaydı ne olurdu acaba? Başka bir deyişle vicdana da yer açılsaydı…
Mesela; Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın sosyal medyada yankı bulan, felsefi derinliğiyle kalbe dokunan ‘reels’ videolarındaki bakış açısına sahip bir CIA Başkanı ya da ABD Dışişleri Bakanı, Başkan Yardımcısı masaya oturtsaydı... İbrahim Kalın usulü, dervişane ama stratejik düşünebilen, şahsiyetinin sükûneti odaya yayılan biri, bu görüşmeleri nereye taşırdı acaba?
Sayın Kalın bir videosunda diyor ki: “Yani yüce dağ isen üstündeki kardan gurur duy. Sen yüce dağ olmaya, yüce dağın üstünde bir yer edinmeye talipsen o zaman oranın kar, bora, fırtına, soğuk olmasına da hazırlıklı olacaksın. Mesela Âşık Veysel bunu o kadar güzel anlatır ki! ‘Ey gönül etme derdinden şikâyet. Yüce dağlar gurur duyar karından…” (https://url-shortener.me/L2BP)
Bahsedilen; “Yüce dağ olmaya talipsen, karına ve fırtınasına razı olacaksın” düsturu, bir barış masasının temel içeriği olabilir miydi? Kalın gibi biri, masadaki muhataplarına muhtemelen şunu söylerdi:
“Siz bölgesel güç, yani ‘Yüce Dağ’ olmaya talipseniz, bu coğrafyanın fırtınasına, bitmek bilmeyen sınavına da rıza göstereceksiniz. Şikâyet etmek, başkasını suçlamak yerine, o kârdan gurur duymayı; yani bu krizi insanlık yararına bir imkâna dönüştürmeyi bileceksiniz.”
Muhatabını mağduriyet ya da saldırganlık sarmalından çıkarıp, sorumluluk ve vakar zeminine davet eden yönetimsel tutum nasıl olurdu acaba?
Gelelim savaşın ve barış görüşmelerinin en kriz noktasına; hırsa... Kalın’ın devedikeni çiçeği hikâyesi, aslında uluslararası ilişkilerin en büyük ‘hastalığına’ ışık tutabilir. Çiçeğin güzelliğine hayran kalıp onu koparmaya çalışırken elleri kan içinde kalmak... Masada oturan güçler, coğrafyanın ‘çiçeklerine’ (kaynaklarına, topraklarına, kimliklerine) sahip olmak isterken hem kendi ellerini kana buluyor hem de o güzelliği paramparça etmiyorlar mı? (https://url-shortener.me/L29H)
İletişim dili eksik olan, sadece sahip olmaya, hükmetmeye odaklanan akıl, sonunda elinde sadece ‘parçalanmış bir güzellik’ bulmaz mı? Arzu ettiğimiz türden bir akıl ve ruh, o masada olsaydı şunu fısıldardı: “Güzelliği koparmaya değil, yerinde yaşatmaya odaklanın. Aksi hâlde kazandığınızı sandığınız an, aslında her şeyi kaybettiğiniz andır.”
Kalın’ın çalıp söylediği “Hiç oldum” türküsünde; (https://url-shortener.me/L5I3) varlıktan vazgeçip hakikat karşısında hiçliği kabul edebilen, makam ve ünvanların gelip geçici olduğunu bilerek emanetçiliğin mütevazılığını taşıyan; bir diğer videosunda ise altını çizdiği o meşhur hakikat; aslında bugün Türkiye’nin dış politikasındaki tarafsız ama dik duruşunun da âdeta manifestosu niteliğinde: “Her imtihan bir imkân, her imkân bir imtihandır. Sizi öldürmeyen her darbe sizi daha da güçlü kılar.”  ( https://url-shortener.me/L448 )
Ateşkes masasına bu perspektifle oturan akıl, muhataplarına şunu hatırlatacaktır: Yaşanan bu savaş ve yıkım, aslında her aktör için devasa bir imtihan... Eğer bu sınavdan; hırsınızdan arınıp, aklınızı, sabrınızı ve sebatınızı güçlendirerek çıkabilirseniz, bu felaket bir barış imkânına dönüşebilir.
Bu noktada; “Bir istihbarat başkanıyla âlimlik, felsefi bir derinlik nasıl bağdaşır? Biri ‘sır’ dünyası, diğeri ‘nur’ dünyası değil mi?” sorusu akla gelebilir.
Bu iki dünya, birbirini tamamlayan bir iletişim ve stratejik akıl sentezi olarak görülebilir.
Geleneğimize göre söz ile duruş (ya da ‘kāl’ ile ‘hâl’; bkz. 18 Nisan tarihli yazımız: https://tinyurl.com/2rzkmvy3) arasında uyum yoksa, samimiyet sorgulanabilir. Sözünü ettiğimiz videolardaki mesajlar, Mana Yönetimi dersi niteliğinde âdeta. İstihbarat; düşmanın hangi füzeye sahip olduğu bilgisinin ötesinde, düşmanın veya dostun zihninin nasıl çalıştığını, gönlünde neyin yattığını, hangi kültürel kodlarla hareket ettiğini okuma sanatı olarak da tanımlanabilir.
İbrahim Kalın düzeyi devlet adamlığı, masadaki muhataplarının zihin haritalarını sadece teknik takip ile değil, kültürel ve ruhsal derinlik ile okuyabilirdi. Çünkü gönlüne girilemeyen, kodları çözülemeyen bir coğrafyanın geleceğine yön vermek ne derece mümkün olabilir ki? Ancak, hitap ettiklerinin ortak ruhi şekillenmesini bilen, malumatfuruş değil, bilge bir istihbaratçı “Seni sadece izlemiyorum, seni ve dünyayı senden daha iyi anlıyorum” mesajını verebilir.
İşte o durumda; bugün sadece silahların susmasını değil, kalplerin ve zihinlerin esenliğini konuşuyor olabilirdik.
Türkiye’nin bölgede bir güven adası ve vazgeçilmez arabulucu olmasının temelinde belki de Sayın Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ve Kalın’ın işaret ettikleri davranış dili ve de maruz kaldığı her darbeden, her bölgesel krizden inancını ve iradesini tahkim ederek çıkan, devletin bekası ve bölgenin istikrarı için imtihanları imkâna çeviren, ruh ve maneviyatla örülü Türk dış politikası yatıyordur. 
www.alisaydam.com - 2014