Siyasi Doğruculuk’un sonu…
09 ocak 2026 yeni şafak
Siyasi iletişimin temel unsurlarından biridir. Jargon olarak İngilizce daha sık kullanılır: Polical Correctness… Türkçede Siyasi Doğruculuk diye karşılanmaya çalışılıyor… İşte bu iletişim aracı şu sıra imha ediliyor… Kimin tarafından?… Tabii ki Trump…
Siyasi Doğruculuk, halk deyişiyle bir tespiti, bir fikri, bir talebi, bir eleştiriyi, herhangi bir siyasi niyeti “Pat diye, paldır küldür” söylememektir… Diplomasi dili diye de ifade edilebilir. Ülkeler arası siyasette Devlet Aklını devreye sokmak, ülke içi siyasi iktidar mücadelesinde de hedef kitlenin kültür ve değerlerine uygun bir ‘ikna yaklaşımı’ geliştirmek için kullanılan inovatif taktik dil düzeneğinden söz edilebilir…
Siyasi iletişim eğitiminde çarpıcı ve kolay anlaşılır olsun diye verilen, bence hayli ilkel bir örneği, buraya almak istiyorum. Deniyor ki:
“Politikacı, Evet derse Belki demekmiş. Belki derse Hayır demekmiş. Hayır derse politikacı değilmiş…”
Siyasi Doğruculuk ve Devlet Aklının son en iyi örneklerinden birini Sayın Cumhurbaşkanımız verdi. Ne dedi?.. “Venezuela halkının yanındayız!” İletişim okuması yazması olmayanlar, hiç ‘fazla bir şey’ söylemeden ‘çok şey söyleyen’ bu kısacık cümleyi anlamakta zorluk çektiler…
Ancak onlar Trump’ı da ‘okuyamıyorlar’ zaten… ABD darbesi sonrası yemin eden kendi kuklalarından Deloy Rodriguez’e “Seni de alırız ha!..”dan tutun, NATO ülkesi Danimarka’nın toprağı olan Grönland’e el koyacağını beyan etmesinden geçin, Kanada’yı 50’nci ABD vilayeti yapacakları iddiasına ve İran’ı ‘tepeleyeceklerini’ ilan etmesine kadar Siyasi Doğruculuk adına yapılacak bütün kusurlu hareketlerin hepsine birden bulaşması; dünya siyasi iletişim tarihine bir kırılma noktası olarak düşecektir…
Aynı tarihe bir not da “Önikna sürecinde yeni aşama” olarak düşülecektir sanırım… İkna (Persuasion) kitabının yazarı Robort Cialdini’nin sonradan çıkardığı Önikna (presuasion) adlı eserinde değindiği, bu örnekten yola çıkarak, kamu oyunu ve sosyal paydaşları darbe fikrine alıştırma sürecinin tarihteki en iyi örneği Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels idi. Avustarya’ya saldırmadan önce yürüttüğü “Detschland in zwei geteilt? Nie!” (“Almanya’nın ikiye bölünmesi? Hiçbir zaman kabul edilemez!”) sloganlı kampanya ve Avusturya’nın Almanya’ya eklemleneceğinin ifade edildiği “Anschluß!” adını verdiği siyasi propaganda süreci, üniversitelerde hâlâ tez konusu olabilmektedir…
Bugün belgeleriyle kanıtlanmakta. ABD, dünyanın dört bir yanında yönettiği darbelerde her zaman önceden ayarlanan yandaş kolluk kuvvetleri, medya, sarı sendikalar, belli iş çevrelerini harekete geçirerek, kendi resmi ifadesiyle bunlardan “sponsor” olmalarını talep ederek oluşturduğu siyasi, ekonomik, sosyal kaos ortamıyla önikna sürecini harekete geçiriyor… Venezuela’da olduğu gibi…
Mersin’e ve tersine gidenler…
Ünlü laftır; “Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine!”…
Türkiye’de özellikle kadınlar -belki büyük kentlerimizdeki bazı erkekler de- kendi aralarında ikiye ayrılıyorlar: Vücutlarına irili ufaklı estetik (!) müdahale yaptıranlarla, her türden değişikliği reddedenler… Buna saç ektirmeyi, minik botoks dokunuşlarını da katarsınız, ülkemizde ciddi bir rakama ulaşıyorsunuz…
Bir de bu işin iletişim süreci var… O da insan sağlığına ne kadar faydalı olduğuna bakılmaksızın hayli başarılı bir şekilde yürütülüyor… Şapka çıkarmak lazım...
Türkiye’nin son yıllarda bu alanda ulaştığı uluslararası başarı(!), Esthetique Dergisi 2025 Estetik Ödülleri ile “taçlandırılmış(!)”. Bu dergi, kendi iddiasına göre Türkiye’nin ilk ve tek sağlık, estetik yayını imiş…
Ödül töreni, 28 Aralık günü Swissotel’de, Mavi Copy ve Sole Shine Beauty sponsorluğunda düzenlenmiş…
Peki, kimler ödüllendirilmiş? Yine basın bültenlerindeki ifadeleriyle: “Estetik cerrahi, medikal estetik ve sağlık turizmi alanlarında bilimsel, etik ve hasta güvenliği odaklı çalışan hekimler ve kurumlar.”
Bu alanda yaşanan hasta mağduriyetlerinin giderek arttığına işaret eden dergi yetkilileri doğru uygulamalarla güven inşa eden hekimleri ve kurumları görünür kılmayı amaçlıyorlarmış. Hani ”Kendim için bir şey istiyorsam namerdim!” muhabbetini hatırlatmıyor desem, yalan söylemiş olurum…
Ödül kategorileri şöyle sıralanmış:
Meme estetiği, genital estetiği, saç ekimi, göz kapağı estetiği, yüz estetiği, gülüş estetiği, mezoterapi, rinoplasti (burun düzeltme sanırım), üroloji, dudak estetiği ve ameliyatsız burun estetiği. Bu arada bir de Banu Zorlu hanıma “Güzelliği Zerafetle Taşıyarak İlham Olan Sanatçı Ödülü” takdim edilmiş.
Magazin basını doğal olarak geceye büyük ilgi göstermiş. Ödül alamayanlar bir hayli bozulmuşlar…
Dünya, bölgemiz ve Türkiye’nin hâline bakıp bu mevzulara şaşmamak elde değil… Allah başka keder vermesin, diyelim…
Siyasi Doğruculuk, halk deyişiyle bir tespiti, bir fikri, bir talebi, bir eleştiriyi, herhangi bir siyasi niyeti “Pat diye, paldır küldür” söylememektir… Diplomasi dili diye de ifade edilebilir. Ülkeler arası siyasette Devlet Aklını devreye sokmak, ülke içi siyasi iktidar mücadelesinde de hedef kitlenin kültür ve değerlerine uygun bir ‘ikna yaklaşımı’ geliştirmek için kullanılan inovatif taktik dil düzeneğinden söz edilebilir…
Siyasi iletişim eğitiminde çarpıcı ve kolay anlaşılır olsun diye verilen, bence hayli ilkel bir örneği, buraya almak istiyorum. Deniyor ki:
“Politikacı, Evet derse Belki demekmiş. Belki derse Hayır demekmiş. Hayır derse politikacı değilmiş…”
Siyasi Doğruculuk ve Devlet Aklının son en iyi örneklerinden birini Sayın Cumhurbaşkanımız verdi. Ne dedi?.. “Venezuela halkının yanındayız!” İletişim okuması yazması olmayanlar, hiç ‘fazla bir şey’ söylemeden ‘çok şey söyleyen’ bu kısacık cümleyi anlamakta zorluk çektiler…
Ancak onlar Trump’ı da ‘okuyamıyorlar’ zaten… ABD darbesi sonrası yemin eden kendi kuklalarından Deloy Rodriguez’e “Seni de alırız ha!..”dan tutun, NATO ülkesi Danimarka’nın toprağı olan Grönland’e el koyacağını beyan etmesinden geçin, Kanada’yı 50’nci ABD vilayeti yapacakları iddiasına ve İran’ı ‘tepeleyeceklerini’ ilan etmesine kadar Siyasi Doğruculuk adına yapılacak bütün kusurlu hareketlerin hepsine birden bulaşması; dünya siyasi iletişim tarihine bir kırılma noktası olarak düşecektir…
Aynı tarihe bir not da “Önikna sürecinde yeni aşama” olarak düşülecektir sanırım… İkna (Persuasion) kitabının yazarı Robort Cialdini’nin sonradan çıkardığı Önikna (presuasion) adlı eserinde değindiği, bu örnekten yola çıkarak, kamu oyunu ve sosyal paydaşları darbe fikrine alıştırma sürecinin tarihteki en iyi örneği Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels idi. Avustarya’ya saldırmadan önce yürüttüğü “Detschland in zwei geteilt? Nie!” (“Almanya’nın ikiye bölünmesi? Hiçbir zaman kabul edilemez!”) sloganlı kampanya ve Avusturya’nın Almanya’ya eklemleneceğinin ifade edildiği “Anschluß!” adını verdiği siyasi propaganda süreci, üniversitelerde hâlâ tez konusu olabilmektedir…
Bugün belgeleriyle kanıtlanmakta. ABD, dünyanın dört bir yanında yönettiği darbelerde her zaman önceden ayarlanan yandaş kolluk kuvvetleri, medya, sarı sendikalar, belli iş çevrelerini harekete geçirerek, kendi resmi ifadesiyle bunlardan “sponsor” olmalarını talep ederek oluşturduğu siyasi, ekonomik, sosyal kaos ortamıyla önikna sürecini harekete geçiriyor… Venezuela’da olduğu gibi…
Mersin’e ve tersine gidenler…
Ünlü laftır; “Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine!”…
Türkiye’de özellikle kadınlar -belki büyük kentlerimizdeki bazı erkekler de- kendi aralarında ikiye ayrılıyorlar: Vücutlarına irili ufaklı estetik (!) müdahale yaptıranlarla, her türden değişikliği reddedenler… Buna saç ektirmeyi, minik botoks dokunuşlarını da katarsınız, ülkemizde ciddi bir rakama ulaşıyorsunuz…
Bir de bu işin iletişim süreci var… O da insan sağlığına ne kadar faydalı olduğuna bakılmaksızın hayli başarılı bir şekilde yürütülüyor… Şapka çıkarmak lazım...
Türkiye’nin son yıllarda bu alanda ulaştığı uluslararası başarı(!), Esthetique Dergisi 2025 Estetik Ödülleri ile “taçlandırılmış(!)”. Bu dergi, kendi iddiasına göre Türkiye’nin ilk ve tek sağlık, estetik yayını imiş…
Ödül töreni, 28 Aralık günü Swissotel’de, Mavi Copy ve Sole Shine Beauty sponsorluğunda düzenlenmiş…
Peki, kimler ödüllendirilmiş? Yine basın bültenlerindeki ifadeleriyle: “Estetik cerrahi, medikal estetik ve sağlık turizmi alanlarında bilimsel, etik ve hasta güvenliği odaklı çalışan hekimler ve kurumlar.”
Bu alanda yaşanan hasta mağduriyetlerinin giderek arttığına işaret eden dergi yetkilileri doğru uygulamalarla güven inşa eden hekimleri ve kurumları görünür kılmayı amaçlıyorlarmış. Hani ”Kendim için bir şey istiyorsam namerdim!” muhabbetini hatırlatmıyor desem, yalan söylemiş olurum…
Ödül kategorileri şöyle sıralanmış:
Meme estetiği, genital estetiği, saç ekimi, göz kapağı estetiği, yüz estetiği, gülüş estetiği, mezoterapi, rinoplasti (burun düzeltme sanırım), üroloji, dudak estetiği ve ameliyatsız burun estetiği. Bu arada bir de Banu Zorlu hanıma “Güzelliği Zerafetle Taşıyarak İlham Olan Sanatçı Ödülü” takdim edilmiş.
Magazin basını doğal olarak geceye büyük ilgi göstermiş. Ödül alamayanlar bir hayli bozulmuşlar…
Dünya, bölgemiz ve Türkiye’nin hâline bakıp bu mevzulara şaşmamak elde değil… Allah başka keder vermesin, diyelim…