TÜİK mi değişti, niyet mi?
07 nisan 2026 yeni şafak
Siyasal iletişimde ve algılama yönetiminde en büyük tuzak, hakikati kendi işine geldiği noktadan bükmeye çalışırken sınırları aşmaktır. Çünkü hakikat, realiteden farklı olarak sabah başka, akşam başka olmaz. Hele ki mevzubahis devletin kurumu ve onun açıkladığı verilerse...
Konumuz; Ocak ve Mart 2026 enflasyon rakamları açıklandıktan sonra Sözcü gazetesinin sayfalarındaki ‘manşet’ dili...
Hakikat ile realite (gerçeklik) İngilizcesiyle, truth ve reality; Almancasıyla, Wahrheit ve Wirklichkeit; Fransızcasıyla, vérité ve réalité birbirlerinden tamamen farklı iki ayrı algılama alanına işaret ederler…
Türkçe dışındaki bu üç dilde internette yapacağınız araştırmada ya da yapay zekâ araçlarına başvurduğunuzda, geniş bir açıklama ağıyla karşılaşırsınız. Mesela Gemini özetle şöyle demiş: “Aralarında ontolojik (varlıksal) bir uçurum vardır. Gerçeklik, dış dünyada var olan ve duyularımızla deneyimlediğimiz ‘şey’dir; hakikat ise o şeyin arkasındaki değişmez öz, anlam ve ilkedir.”
Bir küçük örnekle aradaki farkı görmek daha kolay olabilir. Yalan söylemek; yanlış, ayıp, kötü, özü itibarıyla tamamen olumsuz bir davranıştır. Oysa insan çok sık yalan söyler. Hatta yalanı renklerle süsleyerek ifade eder; beyaz yalan, pembe yalan vb…
Siyasette bu çelişik durumun en belirgin şekilde ortaya çıktığı ifade biçimine siyasi doğruculuk’ta (political correctness) rastlanıyor… “Söylediğin her şey doğru olsun, ancak her doğruyu söyleme” biçiminde de özetlenebilecek bu yaklaşımla hakikatten sapmaları, ‘işe gelecek’, ‘amaca hizmet edecek’ şekilde devreye sokmak kastediliyor…
Ocak 2026’da TÜİK, enflasyonu yıllık yüzde 30,65, aylık da yüzde 4,84 olarak açıkladığında; gazete başlığı şöyleydi: “Ocak enflasyonu uçtu, ekonomistler değerlendirdi: 63 yıllık ortalamanın üstünde.” Haber şöyle devam ediyordu: “Ocak 2026 enflasyonu piyasada 4,20 çevresinde şekillenen beklentilere karşın aylık yüzde 4,84 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’in açıkladığı TÜFE, yıllık bazda 30,65 oldu.”
TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamını; noktasına virgülüne dokunmadan, haberde yorumsuz şekilde servis etmişlerdi. Rakam yüksekti. Yani o zaman TÜİK, ‘muteber’ bir kurumdu ve rakamları kullanılırdı. İşlerine böyle geliyordu…
Ancak TÜİK, Mart ayında enflasyonu yüzde 1,94 olarak açıklayınca kıyamet koptu. Bu sefer karşımıza çıkan manşet: “Savaş ortamında TÜİK pes dedirten enflasyonu açıkladı: Yüzde 1,94”. Başlıktaki hedef rakam değil, kurum: TÜİK… Bu sefer de işlerine böyle gelmişti…
Sepet aynı sepet, metodoloji aynı metodoloji, kriterler aynı kriterler... Kurum da aynı; TÜİK… Rakam yüksekken “itibar edilen”, düşük çıkınca “pes dedirten” kurum.
İletişimde tutarsızlık, ‘itibar yönetimi’nin en büyük düşmanıdır.
Muhalif olmak; yanlışı söylemek, eksik olanı göstermek ve daha iyisini projelendirip vaat etmektir. Bir veriyi sadece ‘işine gelmediği için’ karalamak ise kaba bir çarpıtma operasyonu olmaktan öteye gitmez…
Muhalefetin ve onu destekleyen medyanın görevi, rakamların kaç olduğundan ziyade, o rakamların nasıl daha iyiye gideceğine dair güven ortamı inşa etmektir.
Sözcü’de bu dengeyi kurup kollayacak, siyasi doğruculuğu usulü veçhile amel edecek potansiyeli gördüğümüz için bu satırları kaleme aldık.
Umutsuz vakaları ciddiye dahi almıyoruz…
Ülkesini seven kadınlara mâni olmaz
Mart ayının son günlerinde elimize bir bülten ulaştı. Gönderen, TÜSAYDER (Türkiye Satın Alma Profesyonelleri ve Yöneticileri Derneği). Bültende beş önemli bilgi var.
Şirketin Orta Asya ve Kafkasya Genel Müdürü Cem Küçükcan, kadınların satıştan kalite ve gıda güvenliğine kadar kritik pozisyonlarda, kurumun çevikliğini ve dayanıklılığını doğrudan artırdığını tespit ederken demiş ki: “Toplumsal cinsiyet eşitliğini bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüyoruz."
Kadınların üst yönetim kademelerinde, erkeklerle eşit oranda yer almaları ‘romantik’ bir talep değil, ‘ekonomik - sosyal ve psikolojik verimlilik’ konusundaki stratejik hedef olarak ele alındığında nasıl başarılı sonuçlar verdiği apaçık ortada… Kadınların taleplerini anlamayanlar hiç değilse üretimin ve kalkınmanın önemini anlarlarsa kadınların ne denli kritik bir rol üstlendiğinin bilincine varabilirler… Başka bir deyişle, ülkesini seven kadınlara mâni olmasın…
Konumuz; Ocak ve Mart 2026 enflasyon rakamları açıklandıktan sonra Sözcü gazetesinin sayfalarındaki ‘manşet’ dili...
Hakikat ile realite (gerçeklik) İngilizcesiyle, truth ve reality; Almancasıyla, Wahrheit ve Wirklichkeit; Fransızcasıyla, vérité ve réalité birbirlerinden tamamen farklı iki ayrı algılama alanına işaret ederler…
Türkçe dışındaki bu üç dilde internette yapacağınız araştırmada ya da yapay zekâ araçlarına başvurduğunuzda, geniş bir açıklama ağıyla karşılaşırsınız. Mesela Gemini özetle şöyle demiş: “Aralarında ontolojik (varlıksal) bir uçurum vardır. Gerçeklik, dış dünyada var olan ve duyularımızla deneyimlediğimiz ‘şey’dir; hakikat ise o şeyin arkasındaki değişmez öz, anlam ve ilkedir.”
Bir küçük örnekle aradaki farkı görmek daha kolay olabilir. Yalan söylemek; yanlış, ayıp, kötü, özü itibarıyla tamamen olumsuz bir davranıştır. Oysa insan çok sık yalan söyler. Hatta yalanı renklerle süsleyerek ifade eder; beyaz yalan, pembe yalan vb…
Siyasette bu çelişik durumun en belirgin şekilde ortaya çıktığı ifade biçimine siyasi doğruculuk’ta (political correctness) rastlanıyor… “Söylediğin her şey doğru olsun, ancak her doğruyu söyleme” biçiminde de özetlenebilecek bu yaklaşımla hakikatten sapmaları, ‘işe gelecek’, ‘amaca hizmet edecek’ şekilde devreye sokmak kastediliyor…
Ocak 2026’da TÜİK, enflasyonu yıllık yüzde 30,65, aylık da yüzde 4,84 olarak açıkladığında; gazete başlığı şöyleydi: “Ocak enflasyonu uçtu, ekonomistler değerlendirdi: 63 yıllık ortalamanın üstünde.” Haber şöyle devam ediyordu: “Ocak 2026 enflasyonu piyasada 4,20 çevresinde şekillenen beklentilere karşın aylık yüzde 4,84 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’in açıkladığı TÜFE, yıllık bazda 30,65 oldu.”
TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamını; noktasına virgülüne dokunmadan, haberde yorumsuz şekilde servis etmişlerdi. Rakam yüksekti. Yani o zaman TÜİK, ‘muteber’ bir kurumdu ve rakamları kullanılırdı. İşlerine böyle geliyordu…
Ancak TÜİK, Mart ayında enflasyonu yüzde 1,94 olarak açıklayınca kıyamet koptu. Bu sefer karşımıza çıkan manşet: “Savaş ortamında TÜİK pes dedirten enflasyonu açıkladı: Yüzde 1,94”. Başlıktaki hedef rakam değil, kurum: TÜİK… Bu sefer de işlerine böyle gelmişti…
Sepet aynı sepet, metodoloji aynı metodoloji, kriterler aynı kriterler... Kurum da aynı; TÜİK… Rakam yüksekken “itibar edilen”, düşük çıkınca “pes dedirten” kurum.
İletişimde tutarsızlık, ‘itibar yönetimi’nin en büyük düşmanıdır.
Muhalif olmak; yanlışı söylemek, eksik olanı göstermek ve daha iyisini projelendirip vaat etmektir. Bir veriyi sadece ‘işine gelmediği için’ karalamak ise kaba bir çarpıtma operasyonu olmaktan öteye gitmez…
Muhalefetin ve onu destekleyen medyanın görevi, rakamların kaç olduğundan ziyade, o rakamların nasıl daha iyiye gideceğine dair güven ortamı inşa etmektir.
Sözcü’de bu dengeyi kurup kollayacak, siyasi doğruculuğu usulü veçhile amel edecek potansiyeli gördüğümüz için bu satırları kaleme aldık.
Umutsuz vakaları ciddiye dahi almıyoruz…
Ülkesini seven kadınlara mâni olmaz
Mart ayının son günlerinde elimize bir bülten ulaştı. Gönderen, TÜSAYDER (Türkiye Satın Alma Profesyonelleri ve Yöneticileri Derneği). Bültende beş önemli bilgi var.
- Grant Thornton International tarafından bu yıl 22.’si düzenlenen “İş Dünyasında Kadınlar Araştırması”… Küresel ölçekte üst yönetimdeki kadın oranı 1,1 puan gerileyerek yüzde 32,9’a düşmüş.
- Harvard Business Review (HBR) tarafından yapılan ve 2020 kriz dönemini kapsayan; kadınların ‘inisiyatif alma’, ‘öğrenme çevikliği’ ve ‘başkalarını motive etme’ gibi kriz yönetimi unsurlarına ilişkin araştırma. Ki bu yetkinliklerinin erkek meslektaşlarına oranla çok daha yüksekmiş.
- McKinsey’in “Women in the Workplace 2025” adlı, kadınların giriş seviyesinden yöneticiliğe terfi etme oranlarındaki eşitsizliğe (Broken Rung) dikkat çeken araştırması, yönetim kademelerindeki yetenek havuzunun ‘eşitsizliğe’ müsaade edildiği için verimli değerlendirilmediğini göstermiş.
- 11 Nisan 2026 tarihinde Wyndham Grand İstanbul’da, satın almanın dönüşümü ve kadın liderlerin kriz yönetme formüllerinin konuşulacağı, “Ezber Bozan Yeni Çağın Kadın Liderleri” başlıklı panel.
- TÜSAYDER Yönetim Kurulu Eş Başkanı Dr. Sevgi Yılmaz; ülkemizde üst yönetimdeki kadınların oranının yüzde 41,8 olduğunu açıklamış. Türkiye, 35 ülke arasında 6. sırada yer alıyormuş. Bu rakam, yüzde 32,9 olan küresel ortalamanın 8,9 puan; yüzde 34,9 olan Avrupa Birliği ortalamasının da 6,9 puan üzerinde imiş.
Şirketin Orta Asya ve Kafkasya Genel Müdürü Cem Küçükcan, kadınların satıştan kalite ve gıda güvenliğine kadar kritik pozisyonlarda, kurumun çevikliğini ve dayanıklılığını doğrudan artırdığını tespit ederken demiş ki: “Toplumsal cinsiyet eşitliğini bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüyoruz."
Kadınların üst yönetim kademelerinde, erkeklerle eşit oranda yer almaları ‘romantik’ bir talep değil, ‘ekonomik - sosyal ve psikolojik verimlilik’ konusundaki stratejik hedef olarak ele alındığında nasıl başarılı sonuçlar verdiği apaçık ortada… Kadınların taleplerini anlamayanlar hiç değilse üretimin ve kalkınmanın önemini anlarlarsa kadınların ne denli kritik bir rol üstlendiğinin bilincine varabilirler… Başka bir deyişle, ülkesini seven kadınlara mâni olmasın…