Ali Saydam
  • Bersay
  • TV Yayınları
  • Röportajlarım
  • Entelektüel Mirasım
  • Yazılarım
    • Yeni Şafak Gazetesi
    • Marketing Türkiye
    • Z Raporu / Derin Ekonomi
    • TIMREPORT
    • Sabah Gazetesi
    • Akşam Gazetesi
    • Akşam Kitap Eki
    • Diğer
  • Kitaplarım
    • Algılama Yönetimi
    • Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?
    • İktidar Yalnızlıktır
    • Vazgeçmek Özgürlüktür
    • Perception Management
    • How to Lose Wives and Clients
    • Wahrnehmungs Management
    • Türkiye Perspektifinden Kamu Diplomasisi >
      • 16.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – UN RO-RO
      • 21.03.2015 – Ortak Akıl Çalıştayı – Ttec
      • 27.05.2015 - Media Relations - Yeşilay & AB - Staff Training Program
      • Siyasal İletişim Yönetimi - Marmara Belediyeler Birliği / Uludağ
      • Oradaydim Orada Olacagim
  • Galeri
    • Video Galeri
  • İletişim
  • Eng

Ya içindesindir… ​

Türkiye’de ilk defa bu kadar çok şöhretin buluştuğu bir ‘magazin olayı’ ve ona bağlı kriz iddiaları her türden medyanın gündemine gelip oturdu… ID İletişim ve onun sahibi Ayşe Barım hanımın başına gelenlerden söz ediyoruz… 
 Üç olay iç içe sunuluyor… İlki, bir eşcinsel ilişkiyi kamufle etmek için Ayşe Hanım’ın yüklü miktar para karşılığı kendisinin hizmet verdiği iki sanatçıyı flört ediyorlarmış gibi göstermesi iddiası… İkincisi ajansının çok sayıda şöhretli sanatçıyı bünyesinde temsilen bulundurması sonucu bir tür ‘tekel’ oluşturması iddiası… Üçüncüsü ise 2013 yılında, bünyesindeki sanatçıları Gezi Parkı olaylarına katılmaları için yönlendirdiği iddiasıyla “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”le suçlanması… 
Olay o kadar renkli ve her sınıftan, her gelir grubundan, her toplum katmanından insanın öylesine ilgi odağında ki; taraflar, iddiaları reddetse bile kamu vicdanı hükmünü çoktan vermiş gibi… Sanki akıl devreden çıkmış, kıskançlık, sansasyon ve linç duygusu devreye girmiş…  
Ayşe Barım’ı bu işlere ilk başladığı günden beri tanır, izlerim… İşini mükemmel yapan, tırnaklarıyla kazıya kazıya sektöründe zirveye ulaşmış bir emprezaryo, popüler kültür ustası ve uygulayıcısıdır… Hiç katılmasam da muhalif görüşleri her zaman savunduğunu bilirim. Kapitalist sistemde Barım gibi başarılı pek çok ajans yöneticisi vardır ve zaten sistem, onlar olmadan yürümez. 
Emprezaryo sadece iş bağlamaz, aynı zamanda kreatif çalışmaları yönetir, yönlendirir, toplumun kültür ve değerlerine uygun rötuşlarla üretime katma değer getirir… Bu yolla elde edilecek gelir ve şöhret, sadece yan ürünlerdir; aslolan prodüksiyonun niteliği ve ürünün ortaya çıkmasıdır… Barım’ın imzasını taşıyan, “Alice Müzikali” gibi pek çok sahne ve ekran eseri hatırlardadır…  
Her ne kadar yalanlansa da, iki ünlü arasında yaşandığı izlenimi yaratılması için, ‘fake’ bir ilişki için, hiç kimsenin çıkarıp 175 milyon lira vermeyeceği gerçeğini bir kenara koyalım…  
Diyelim ki bu ‘fake ilişki’ organize edildi… Bundan en az yılda 20-30 tanesi Hollywood’da sergileniyor… Restoran ya da etkinlik çıkışı kameralara, paparazzilere ‘yakalanan’ şöhretlerin dünyanın her yerinde bunu nasıl organize ettiklerini biliyoruz… Onun gibi bir şey… 
Popüler kültürün gerekleridir bunlar… Tüketim toplumunun doğal çıktısıdır… Bazen de sahne performansının bir devamı olarak tasarlanıp, uygulanırlar…  
Bunu beğenmeyebilir, etik bulmayabilirsiniz; ben de bulmam… Ancak mesele, vakanın felsefi ya da moral değerlendirmesi değil, bir sektörün tüm dünyada nasıl işlediğinin tespiti ile tüketim toplumunun eseri olan popüler kültürün iş sonuçlarıyla bağlantısıdır…  
İkinci boyut ise tekelleşme iddiası… Ayşe Barım’ın hizmet vermediği sanatçıların, onun etki alanı dışında kalanların ve onların menajerlerinin serzenişleri… 
Bu yaşıma geldim, hâlâ anlayamadım… Ya içindesindir sistemin ya da dışında… İçindeysen onun kurallarına göre kazanmak için çalışmak zorundasındır… Becerebiliyorsan, sen Ayşe Barım’dan daha iyi ol, hatta başka Ayşe Barımlar çıkar, el ele geçinip gidin…  
Ha yok, sistemi beğenmiyorsan, popüler kültür ve tüketim toplumuna uygun yeni modeller geliştir. O da tatmin etmiyorsa, buyur toplumu değiştir…  
Yoksa sistemin içinde kalmaya bayılıp, vasatlığı ve kıskançlığı savunmanın hiçbir anlamı yoktur…   
Üçüncü boyut ise, Yargı’nın işidir; orada da 11 yıl beklenmesini iletişim boyutunda anlamak mümkün değildir.  
 
İletişim mezunu ‘bal gibi’ yönetici olur 
Üst düzey atamalarla ilgili basın bültenleri sık sık gönderilir… Pek çoğunu kale almayız ama bu farklı… 
27 yıldır Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren Uzak Doğu restoranı SushiCo’nun Pazarlama Direktörü, N. Tülin Karaman olmuş. Karaman pazarlama, marka yönetimi ve iletişim alanlarında 25 yılı aşkın sektör deneyimine sahipmiş ve birçok markada üst düzey yöneticilik yapmış. 
Bizi burada en çok ilgilendiren konu, hanımefendinin yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünde tamamlamış olması. 
Çünkü bu türden kariyer yolculuklarına pek sık rastlamıyoruz… İletişim alanındaki yönetici pozisyonlarına çoğunlukla işletme, sosyoloji gibi alanlarda öğrenim görmüş isimler seçilir… Halkla İlişkiler ya da iletişim fakültelerinin diğer bölümlerinden mezunların üst pozisyonlara ulaşmaları hayli zordur…  
Hatta bırakın üst yöneticiliği, bugün iletişim sektöründe çalışanların çok küçük bir oranı iletişim fakültesi mezunudur… Avukat, hakim ve savcıların hukuk fakültesi mezunu olmadığı ya da hekimlerin tıbbı değil de başka bir bölümü bitirdikleri düşünülebilir mi?! 
Ancak iletişim sektöründe; nitelikli üniversitelerin sosyal bilimler alanındaki bölümlerinden mezun elemanlar, bir de İngilizceleri sağlamsa ilk tercih edilenler oluyorlar…  
Neden?.. 
Yanıtı çok basit. Çünkü iletişim, uygulamalı bir bilim alanıdır. Hukuk ve tıp fakültelerinde hocalar da öğrenciler de sahadadır, uygulamanın içindedir. İletişim fakültelerimizde ise genellikle, profesyonel anlamda tek bir kriz yönetmemiş, tek bir basın bülteni dahi yazmamış, haber peşinde koşmamış, haber odası görmemiş kadrolar ve öğrenciler vardır…  
Bunun sonucunda, istihdam süreçlerinde kaçınılmaz olarak temel eğitim belirleyici olmaktadır. O zaman da yukarıda belirttiğimiz gibi sosyoloji, hukuk, iktisat, uluslararası ilişkiler ya da kamu yönetimi ve hatta rehberlik eğitimi almış olanlar tercih edilmektedir. 
İşte bu nedenle N. Tülin Karaman hanımın atanmasının nezdimizde ciddi bir haber değeri vardır…   
 
‘11 Eylül’ göndermeli kriz 
Bir kriz ki, bir ahmaklık ki sormayın… Bu kadarını ancak çocuk yapar desek, çocuklar haklı olarak alınır, üzülür… Bu kadarı kime yakışır inanın bilemedik…  
Efendim, Avrupa Birliği Havacılık Güvenliği Ajansı tarafından güvenlik standartları nedeniyle dört yıldır uçuş yasağı uygulanan Pakistan Uluslararası Havayolları’nın (PIA) başına çok hayırlı bir şey gelmiş ve Fransa uçuşlarına yeniden başlamışlar… 
Tabii bunun sevinciyle hemen aksiyon almışlar ve Şirket’in X hesabından Eyfel Kulesi’ne yönlenmiş bir uçak görseli paylaşmışlar… Üzerinde de “Bugün geliyoruz Paris” yazıyor…  
Bizim ajansta gören irkildi… İletişim profesyonelleri zaten sorunun ne olduğunu hemen anladılar ama etrafımızda da bu kampanyayı kim gördüyse bunun yapılabilmiş olmasına inanamadı… 
Son derece bariz bir biçimde 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen terör saldırılarını hatırlatan bu görseli hangi zihin hazırlamış, nasıl bir akıl onaylamıştır…  
Bu sıralar konferans ya da müşteri sunumlarının tamamen görsellerle hazırlanması konusuna kafayı takmış durumdayız. Bundan sonra “Kendi krizine neden olmak” konusuna gelince yalnızca PIA’nın bu paylaşımını kullanacağız. Durumu mükemmel anlatıyor… ​
www.alisaydam.com - 2014