Futbolda Dünya Markası olmak istiyorsak KOBİ mantığını terk etmeliyiz
Ali Saydam
Bir takımın itibarı, iletişim alanındaki karşılığı olan ‘marka değeri’, esas olarak o takımın yumuşak gücüne (soft power) dayanır.
Yumuşak güç yanında bir de altyapı konularından oluşan sert güç (hard power) vardır ki, bu da işin olmazsa olmazıdır. Ancak bu iki güç ve yetkinlik alanları birbirine alternatif olmadıklarından birindeki boşluğu diğeri dolduramaz.
Yani, dünya standartlarında stadyumlara, çok gelişmiş alt yapı tesislerine sahip olabilirsiniz, futbol okullarınız bile bulunabilir. Ancak, sert güç göstergesi olarak bunlara sahip olunması Türk takımları için çok önemli olsa da markalarının inşası, geliştirilmesi ve yükseltilmesi açısından tek başına belirleyici değildir.
O nedenle, yüzümüzü yumuşak güç alanına dönmekte ve takımlarımızın önce bu alandaki yerini ve yürünmesi gereken yolu tespit etmekte fayda var.
Portland adlı Londra merkezli danışmanlık şirketi, her yıl, detaylı analizler sonucu, dünyada çapında yumuşak güç sahibi olarak tanımladığı 30 ülkeyi içeren listeler yayınlar.
Yumuşak Güç Endeksi olarak bilinen bu listede bu yıl, 29’uncu sırada yer aldı ülkemiz. 2018 yılında, endekse hiç giremedik. 2017 yılında son sıradan da olsa listeye girebilmiştik. 2016 yılında yine yoktuk ve 2015 yılında ise 28’inci sırada kendimize yer bulabilmiştik.
Yumuşak Güç Endeksinde, teşebbüs, bağlılık, kültür, yönetim, dijital teknolojiyi benimseme ve eğitim gibi pek çok parametre değerlendirmeye alınıyor.
Türkiye sert güçte, yani gayri safi yurt içi hasılada dünyada 17’inci sırada. Bu nedenle de G20’de yer alıyor… Öte yandan gayet iyi biliniyor ki, yumuşak gücü olmayan ülkenin markası, marka değeri gelişmiyor maalesef.
Aynen futbol takımlarında olduğu gibi…
Türkiye’de muhteşem tesislerin bulunduğunu kimse itiraz edemez. Ancak Türk takımların başarısı için aynı şey söylenebilir mi? Ya da bizim futbol dünyasına sunduğumuz herhangi bir fikri katma değer?
Mesela İtalyanlar’ın “asma kilit” anlamına gelen Catenaccio taktiği gibi… Inter’in 1960’lı yıllarda teknik direktörlüğünü yapan Arjantin kökenli Fransız Helenio Herrera’nın dünyaya sunduğu bu savunma sistemi hâlâ uygulama alanı bulabilmektedir.
Ya da Hollanda’nın star oyuncusu Johan Cruyff’ün Barcelona’da antrenörlük yaparken futbol dünyasına sunduğu ‘Tiki Taka’ diye anılan kısa alanda paslaşma kültürü…
Barcelona’nın birçok star yetiştirmiş olan futbol okulu La Masia ‘soft power’ için bir başka örnektir…
Brezilya’nın sokak kültüründen yola çıkarak geliştirdiği ve Pele’nin kişiliğinde futbol dünyasına sunduğu göze mükemmel gözüken oyun stili ‘Ginga’ da başka bir yumuşak güç sermayesidir…
İngiliz futbol ekolü dendiği zaman akla, kanatlardan yapılan ataklar ve ortalarla gelen goller gelir. Peki Alman futbolu denince ne gelir akla? Çok şey gelebilir ancak en çok Franz Beckenbauer’le başlayan ‘İkinci Libero’ diye de anılan ‘Ausputzer’ dedikleri ‘Süpürücü’ ve ‘Önlibero’ uygulaması…
Yumuşak güç konusunda dünyada söz sahibi olmak, buna bağlı olarak da güçlü futbol markaları ortaya koymak istiyorsak yapılması ve yapılmaması gerekenler var.
Atılması gereken en önemli adım, aslında hepsi kendi çaplarında birer KOBİ olan kulüplerin, KOBİ mantığından kurtulmaya çalışmaları olmalı.
Biz tüm kulüplerimizde tamamının bulunduğunu iddia edemeyeceğimiz bu anlayışı, ‘4 ilke, 4 tutum’ ile açıklamaya çalışıyoruz. Önce, ‘4 ilke’ye bakalım:
1. KOBİ, ayağını yorganına göre uzatır.
Oysa, büyüme sadece öz sermaye ile olmaz. Mutlaka kredi kullanma kültürünün ve refleksinin; risk analiz kabiliyetinin geliştirilmiş olması gerekir. Günümüzde yorgan ayağa göre, yani stratejik hedeflere, yeteneklere ve gelecek beklentileriyle ilgili projelere göre seçilmektedir… Şahısların maddi katkısına dayalı bir yorgan arayışıyla yol almak mümkün değildir.
2. KOBİ, “Teknen varsa kıçında, işin varsa başında oturacaksın” düsturuna inanır.
Bu deyiş, kurumsallaşamayan feodal tavrın ifadesidir, işi delege edemeyişin, merkezileştirmemenin...
3. KOBİ“Başka yerde şubemiz yoktur!” diye övünür.
Buna bir de “Başka yerde şube açarsak işi kontrol edemeyiz” gibi hiçbir gerçekliği olmayan akıl yürütmeler eklenebilir… Dünyaya yayılmış onca değer zinciri sanki kalitesinden yitirmeden yönetilemez gibi bir sonuç çıkar ki, bu da sistemin ruhuna terstir. Barcelona dünyanın çeşitli ülkelerinde okullar açabilmekte, olayı endüstrileştirebilmektedir.
4. KOBİ’ler, “Satılan mal geri alınmaz, veresiye mal satılmaz!” ilkesinin mantığını ters bulsa da bunu iş yapış biçimine yansıtır.
Şimdi de 4 tutuma bakalım. Şu dört alana yatırım yapmak KOBİ mantığının önceliğinde değildir…
1. ‘İnsan Kıymetleri’ne yatırım yapmaz.
Burada ‘doğal nepotizm’ devreye girmekte. Eş-dost, akraba ile idare etme yoluna gidilmektedir. Öte yandan pek çok kulüpte her kademede çalışanların bireysel gelişim programları, kariyer planlaması yapmak için olanakları yoktur.
2. Pazarlama ve iletişime yatırım yapmaz.
Tabii ki, müsabaka başarısı işin olmazsa olmazıdır. Ancak müsabaka başarısı kendi kendine ya da sadece paraları akıtarak gelmez. O nedenle en başta iletişime yapılan harcamayı ‘masraf’ olarak görmemek gerekir.“En iyi ürün ve hizmet en iyi pazarlanan ürün ve hizmettir” anlayışının hâkim olduğu, gerek pazarlamanın gerekse genel anlamda iletişimin analog dünyadan hızla dijitale kaydığı çağımızda, “İşini iyi yapan iş insanı” olmak yeterli bir ‘varoluş nedeni’ oluşturmuyor.
3. Araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmaz.
AR-GE ve inovasyon, rekabetçi avantaj elde edebilmenin ve sunulan sportif başarının sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesi için sürecin olmazsa olmazlarındandır. Bu alanı ihmal eden futbol markalarının ortadan nasıl kayboldukları arama motorlarında yapılacak küçük bir araştırmayla ortaya çıkar.
4. Yapısal süreçlere (Kurumsal Yönetim) yatırım yapmaz.
KOBİ’ler feodal tarım toplumundan kapitalist sanayi toplumuna geçiş döneminin örgütlenme biçimleridir. Tek çıkış yolları olabilir: Amansız rekabet ortamında yok olmamak için yukarıdaki ‘4+4’ diye açıkladığımız mantık, refleks ve yaklaşımın reddiyesini oluşturmak. Yoksa sistemlerden değil, starlardan medet umar dururuz…
Kavramlar
İlgili yazılar
- Dijital meydan muharebesi
Orta Doğu’nun barut kokusuna bu kez dijital dünyanın mermileri eşlik ediyor. Havadaki ve patlayan füze görüntüleri, “Demir kubbe delindi mi, delinmedi mi’ ” tartışmaları en büyük…
- CHP Krizi değil, ‘Özel Krizi’…
Bilindiği üzere, Mesut Özarslan partisinden istifa etti ve CHP içinde ‘iftira ve tehditlere’ maruz kaldığını ileri sürdü… Özarslan, Genel Başkan Özgür Özel ’in WhatsApp üzerinden…
- Bu bahsin kazananı olmaz…
Spor sektörü diye bir şey var… Bir de futbol sektörü… Ana kaynağı ticari gelirler, yayın gelirleri ve maç günü gelirleri olan koca bir ekosistem … Üstelik İtalya ile birlikte UEFA…
- Şüyu ve Vuku…
Hani meşhur sözdür; tüm iletişimciler uygulamanın içinde bir kere mutlaka kullanmışlardır: “Şüyuu vukuundan beter…” Kastedilen; bir şeyin dedikodusunun, onun gerçekleşmesinden dah…
