İş dünyası umutlu
Salı günkü yazımızın başlığı “Cumhurbaşkanı'nın mesajı yol göstermeli” idi… O mesaj yayınlandıktan sonra denmedik laf bırakılmadı… “O yazmamıştır canım!”, “Erdoğan'ın üslubu bu değil, bu işte bir gariplik var” vb.
Oysa açıklama bir devlet adamına yakışır bütün denge unsurlarını içinde barındırıyordu… Demokratik bir ülkenin Cumhurbaşkanı ancak bu şekilde konumlanabilirdi. Her kelime, 'aklıselim' ve 'siyasi ahlak' ilkelerine sadık kalınarak kaleme alınmıştı…
Cumhurbaşkanı'nın metnine şaşıranlar, kendisinden esip gürlemesini bekleyenler, dün bir kez daha şaşırdılar… Ana hatlarıyla beş unsur şaşırttı bu arkadaşları:
Sayın Cumhurbaşkanı gecenin bir saati Antalya Milletvekili CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ı Ankara'ya davet etmişti. Bu bir…
İkincisi, Sayın Cumhurbaşkanı Beştepe'yi kırmızı çizgi olarak koymamış, görüşmeyi Dışişleri Konutu'na almıştı…
Üçüncüsü, görüşme 15-20 dakika değil, iki saatten fazla sürmüştü…
Dördüncüsü, hem Baykal'ın açıklamalarına göre hem de 'sızdığı' ifade edilen bilgilere göre, görüşme Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce yapmış olduğu açıklamayla tam bir uyum içindeydi.
Ve beşincisi, Sayın Cumhurbaşkanı tüm çözümlerde kendisine düşen anayasal görevleri yerine getirmeyi taahhüt ediyordu. Ülkenin istikrarı için gereken her adımı (buna dışarıdan HDP destekli CHP – MHP 'fantastik' koalisyonun önünü açmak dâhil) atacağını ifade ediyordu.
Biz ilk günden beri önümüzdeki kısa, orta ve uzun vadede siyasi gelişmeleri esas olarak Sayın Cumhurbaşkanı'nın tavrının belirleyeceğini söyleye geldik… Gerek hükümetin kurulması gerekse kurulduktan sonra icraatları aşamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan son iki siyasi jestüelinde sergilediği tavrı sürdürdüğü takdirde, Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan önü açılacaktır.
Bu arada küçük bir not: Spor basını ile skor basını arasındaki temel farkı, birincilerin doğru analizleri önceden yapanlardan, ikincilerin ise skoru gördükten sonra ona göre kelam etmeye çalışanlardan oluşmasıyla açıklarlar. Şu anda da TV'lerdeki yorumcuların hangi gruba ait olduklarını, daha önce yazdıkları yazılara, ettikleri kelama internet ortamında bir göz attığınızda hemen görüyorsunuz… Deneyin… Eğlenceli oluyor…
Aslında çıkan sonuçlar diyor ki,
1. İşi çözümsüzlüğe götüren parti(ler) kaybeder. Uzlaşma yaklaşımı, ittifaklar stratejisini usulü dairesinde uygulayanlar kazanır;
2. Geniş kitlelerin (iş çevreleri dâhil) gönlünde yatan Almanya tipi (CDU-SPD) 'büyük koalisyon', yani AK Parti – CHP siyasi uzlaşmasıdır.
3. Bir başka geniş kitlenin (Hani HDP barajı geçsin ama AK Parti az farkla da olsa dersini alıp tek başına iktidar olsun diyenlerin) ise nispeten daha gerçekçi bulduğu, gönlünde yatan aslan ise bir AK Parti – MHP koalisyonudur…
4. Bu iki seçenek dışındakilerin her an gelişmeleri kilitleme olasılığı vardır (dışarıdan destekli azınlık hükümetleri vb).
5. İş çevreleri ve dış dünyanın içi son derece rahat gözükmektedir ve insanlar umutludur. Bu umudu azaltacak her hareket, azaltanın aleyhine çalışır…
Son bir hususun daha altını çizelim: Sorumluluğun seçimin iki kazananında değil, iki kaybedeninde olduğu algısını yaratacak bir kilitlenme ve erken seçim kararı, kazananların daha çok kazanmasına, kaybedenlerin de daha çok kaybetmesine neden olabilir…
Bize göre AK Parti'ye geçmişte sürekli kazandırmış olan unsurların analizlerinin tekrar yapılması, Türkiye'nin en büyük partisinin bundan sonra atacağı adımları belirlemesi açısından çok önemlidir.
1. AK Parti ilerici bir partiydi. AB, 3Y, bireysel hak ve özgürlükler gibi pek çok üst yapı melesinde en ileri fikirleri savunuyordu.
2. AK Parti, sosyal demokratlar, liberaller ve merkez sağı bünyesinde ANAP'ın 4 eğiliminden çok daha organik bir fikir birliği içinde birleştirmeyi başarmıştı… Yani sadece ülke içinde değil, uluslararası platformlarda son derece güçlü ittifaklar kurmayı başarmıştı.
3. AK Parti alt yapı meselelerinden çok daha ileride 'Sağlık sorunu' gibi sosyal bir meseleyi çözmeyi başarmış, insanları rahatlatan tüm sosyal alanlarda birleştirici uzlaştırıcı bir yaklaşım sergilemişti…
Bu üç noktayı 33 noktaya çıkarmak mümkündür. Ancak ne demek istediğimizi anlatabilmek için bu üç husus da sanırız özet anlamında yeterlidir… AK Parti önümüzdeki günlerde işte bu üç özet noktada ifadesini bulan kurumsal konumlanma ve davranış bütünlüğüne, yani iktidarının başlayıp geliştiği yıllardaki duruşuna dönmeyi başarmalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın sergilediği son iki tutum, bu noktada bir ümit ışığıdır…
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
