Kamu vicdanı 'AK Saray'ı yadırgar
Cumhurbaşkanı Erdoğan 'Cumhurbaşkanlığı Sarayı' ifadesini kullanınca, Söğütözü'ndeki yeni devlet binasına bazılarınca 'AK Saray' adı yakıştırıldı. Başbakan Davutoğlu'nun da, Köşk'ün Saray'a dönüşmesi bağlamındaki bir soruyu TRT ekranlarında yanıtlarken söylediklerine önce bir bakalım:
'Yeni Türkiye tanımlaması yaparken, vatandaşın özne olduğu Türkiye, bu tür sembollerin tabulaştırılmasını önleyen Türkiye'dir. İster Çankaya, ister AK Saray karşılaştırmaları etrafında söyledim, yeni Türkiye'nin çerçevesi bir ülkenin bütün unsurlarıyla ayağa kalkması.'
Başbakan'ın bu sözlerinin altına imzamızı atarız. Bir tek husus hariç:
Şu AK Saray meselesi...
Her ne kadar Sayın Başbakanımızın Selçuklu-Osmanlı'ya dair engin kültür ve birikiminin içindeki 'Aksaray' kavramının derinliklerine tüm cehaletimize rağmen kısmen de olsa vukûfiyetimiz söz konusu ise de kafa karışıklığının biz dahil pek çok insanın yanlış anlamasına neden olabileceğini de ayrıca vurgulayalım.
Sayın D. Mehmet Doğan'ın Akit'te yazdığı makaleden aksarayların tarihimizdeki anlamı konusunda etraflıca bilgi edinmek mümkün. Yanı sıra Söğütözü'ndeki binayı çeşitli açılardan ve mesafelerden görmek kısmet olduğu için rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç yabancılık çekmedim ve yadırgamadım. Dünya görüşüne ve eserlerine saygı duyduğum mimarımız Sedat Hakkı Eldem'in başını çektiği 'milli kültür' dairesi içindeki yapı örneklerinin bazılarını çağrıştırdı. Dolayısıyla gördüğüm, ülkemizdeki yapılaşma pratiğinde de kültüründe de hakim olabileceği yolunda ciddi şikayetlerin söz konusu olduğu TOKİ anlayışından tamamen uzak, albenili, devasa bir binaydı.
Neden bu muazzam binaya 'AK Saray' denilmesi yadırganabilir? Ülkemizde iletişimin temel kurallarından birini hatırlatalım:
Müphemiyet (belirsizlik) yaratmayacaksın. Çünkü müphemiyet algılama hedeflerini tehdit eder; hatta dezenformasyona, anti-algılatma süreçlerine kapı açar. Konuyu üç maddede toparlayalım:
Bir: 'White House' malum 'Beyaz Ev' demektir ve dünyanın pek çok ülkesinde de bu isimle ifade edilir. Hakikaten hangi aşağılık kompleksimizden kaynaklandığını bilemediğim bir saikle 'Beyaz Ev'e, 'Beyaz Saray' diyen dünya üzerindeki tek ülkenin vatandaşı olmaktan, en azından bu alanda gurur duyduğumu pek söyleyemem.
İki: Sayın Cumhurbaşkanımıza hiç hak etmediği halde -siyasi ve ekonomik hayata getirdiği pek çok demokrasi kazanımlarına rağmen- akıl almaz bir şekilde Batı basınında yürütülen anti kampanyanın özüne yerleştirilmiş olan 'Sultan, padişah, diktatör' yakıştırmasını körükler ve çanak tutarcasına, 'saray' kavramını Cumhurbaşkanımızla birlikte anılır hale getirmek, siyasi iletişim ve kamu diplomasisi boyutuyla da anlaşılır gibi değildir.
Üç: Tüm bu iddiaları sanki doğrularcasına Türkiye Cumhuriyeti'nin 'yayılma' perspektifiyle İslam dünyasına, Osmanlı İmparatorluğu'nun ruhu ve şanıyla sahip çıkma iddiasını pekiştirecek, kuvvetlendirecek, gündemde tutacak bir olasılığa canlılık kazandıracak, Ankara'ya bir 'Selçuklu başkenti' havası yakıştırma yaklaşımını da son derece tehlikeli bulduğumuzu ifade etmek boynumuzun borcudur.
Sayın Cumhurbaşkanımızın 'Türkiye'nin Gelecek Tasarımı' üzerine oluşturduğu ve mücadelesini verdiği vizyon hedeflerinin ve Sayın Başbakan'ın bu anlayış çerçevesinde geliştirdiği stratejileri anlamak için 'büyük resmi' görmek lazım. Bu büyük resmi anlamak, 1923'de Cumhuriyet'in ilanıyla başlayıp 'İnsan'ın, 'Cumhuriyet'in, ve 'Milli İrade'nin önündeki engellerden ciddi toplumsal bedellerle kurtulunmaya çalışıldığı bir süreç zincirinin halkalarını anlamak demektir.
Cumhuriyet'in ilanı 'Birinci halka'dır. 1950'de 'İkinci halka' devreye girmiştir: Çok partili sistem... Demokrasinin nefes almaya başlamasının milâdıdır.
'Üçüncü halka' ise 24 Ocak kararları ve 1983'de bütün melunca zorlamalara ve başlangıçta medyanın yalnız bırakmasına rağmen sadece halkın iradesiyle tek başına iktidar olan Turgut Özal ve ekibinin getirdiği liberalizm filizleridir.
Üç halkanın da (Cumhuriyet, demokrasi ve liberalizm) neşv-ü nema bulma yolunda çeşitli engellerle karşılaşarak gelişimini ileriye doğru taşırken 2002'de bu sürece son halka, 'Dördüncü halka' eklenmiştir. Bu süreçte de, Cumhuriyet'in, Demokrasi'nin ve Liberalizm'in önünde duran son setin, bu üç halkanın antilerinden beslenen son canavarın, yani bürokratik oligarşinin ve milli irade dışında vesayet rejiminin ortadan kaldırılmaya başlandığına tanık oluyoruz.
Dördüncüsü dahil bu halkaların tamamı büyük resimde yerini görebileceğimiz bir büyük sürecin parçasıdır ve henüz hiçbiri tamamlanmamıştır. Hepsinde şu veya bu çocukluk hastalığı halen mevcuttur. Bu karmaşık durum, sayın Cumhurbaşkanının Başbakan'la birlikte ortaya attıkları 'Yeni Türkiye' anlayışının temelini oluşturan yeni dönemin mücadelesinin de, tam olarak anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Bu vizyon çerçevesinde Cumhurbaşkanının bu makamın görev tanımını da yeniden tasarladığı apaçık ortadadır. 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül beyefendiyle birlikte ısmarlanmış özel büyük uçağın içinde yaratılmak istenen, öncekilerden daha geniş kadrolu çalışma ortamını da dikkate alarak şu tespiti yapmak mümkün:
Ankara'daki devasa büyük 'Cumhurbaşkanlığı konut ve çalışma ofisi', fikir, proje geliştirme ve denetleme çalışmalarının hükümete destek olması, yanında duracak şekilde zenginleştirilmesi adına bir araya getirilecek ve bugüne kadar olanlarla kıyaslanması imkansız çok büyük bir kadroyu içinde toplayayacak olması, yukarıda izah etmeye çalıştığımız büyük resmin vizyon ve süreç bütünlüğü içinden bakılarak daha iyi anlaşılabilir.
İşte bu mükemmel vizyona zarar verecek müphemiyet unsurlarından ve kafa karışıklığı yaratacak, zaten ayak bağı olmaya çalışan habaset erbabının ekmeğine yağ sürecek, bugüne kadar mevcudiyetini üzerine inşa ettiği kamu vicdanını en küçük derecede dahi rencide edebilecek böylesi gereksiz kavramların gündeme getirilmesinden kaçınmak, Yeni Türkiye'nin büyük hedeflerine varabilmek için 'olmazsa olmaz' bir iletişim ön koşuludur.
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
