İçeriğe geç

Müphemiyet Hizmet'in aleyhine çalışır...

WhatsApp

03.12.2013 - Yeni Şafak Gazetesi

Hükümet ile Hizmet arasındaki ayrışmanın sonuçları üzerine Mart'taki yerel seçimlerden başlayarak geleceğe dair (Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler) çeşitli tahminler yapılıyor. Tüm taraflardaki ruh halleri tayfında da el ovuşturanlardan, hüzünlenenlere, 'aklımızı başımıza devrişelim' soğukkanlılığından 'Bu kadarı da olmaz ki!' isyanlarına kadar çeşitli renk ve tonları gözlemliyoruz. Bu çatışma sırasında farklı dünya görüşleri açısından geleceğe dair bugünün fikir hayatını zenginleştirebilecek değerlendirmeler ortaya konabilirse, zannediyorum ki bu türden muhtemel kapsamlı çalışmalar şu garip dönemin tek kazanımı olacaktır. Bu 'garip dönem'den beklediğimiz bir başka kazanım daha var:

Yazı başlığında adını koyduğum bu kazanımdan muradımızı ifade etmeden önce şu tespitimizi kayda geçelim: 'Garip dönem', diyorum, çünkü Amerika merkezli ya da uyumlu bakış açılarının doğası gereği modernist temelli tespitlerden yola çıktıkları için, Hizmet camiasının bu kadar uzunca bir süredir legaliteye çıkmamasını kabullenmemesi gerekirdi örneğin. ABD'nde 'dindar politikacı' kimliği AB'den daha farklı olarak yorumlansa da, modern devlet tasavvurunun özünde yatan din ve devlet işlerinin kendi kulvarlarında ve yasal zeminlerde yürümesi, aynı zamanda tüm eyaletlerinde de en azından hukuksal boyutta kimliklerin de netleşmesini zorunlu kılar.

Türkiye'de 'inanç ve düşünme özgürlüğü' problemlerinin çözümü açısından da Fethullah Gülen Hocaefendi'nin liderliğindeki dünya görüşüne mensubiyet ve aidiyet duyanların 'yasallaşma' sürecini sağlıklı biçimde yürütmeleri gerektiğine hep inandım. Üç yıl önce 'Rotayı Hocaefendi'ye göre çizenler zor durumda' başlıklı bir yazımda, Fethullah Gülen Hocaefendi ile İstanbul'da ilk ve tek karşılaşmamda bizzat kendisine sorabildiğim ve haddimin sınırlarını zorlayarak tavsiyede bile bulunduğum bu 'yasallık' ve 'netlik' meselesiyle ilgili olarak şöyle demiştim:

'Yıllar önce şu sıra bizim NPQ Türkiye Yayın Kurulu üyesi olan Latif Erdoğan Hoca ile o Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın başkanı iken, rahmetli Halit Refiğ Bey vasıtasıyla tanışmıştım. Halit Bey vakfın desteği ile 'Köpekler Adası' filmini çekiyordu... Vakıf da aynı günlerde 'Dinler arası diyalog' toplantılarının henüz ilk adımlarını atmakla meşguldü. Halit Bey, onlara iletişim konusunda fikir verebileceğimi düşünmüştü... Gülen Cemaati'nin adı daha yeni yeni duyuluyordu ve ben de ne yaptıklarını ve nasıl yaptıkları çok merak ediyordum...

Vakfın Elmadağ'da orduevinin tam karşısında Atatürk heykelinin işaret ettiği (!) apartmanda bulunan merkezinde düzenlenmekte olan 'Dinler arası diyalog' etkinliğinin ön hazırlık toplantısına birkaç kez katıldık. Vakıf'taki arkadaşları daha da yakından tanıma ve Fethullah Gülen Hoca (Hocaefendi) 'fenomeni' ile (görüngüsüyle) ilk kez karşılaşma fırsatını bulmam o yıllara rastlar...

Hiçbir zaman beceremediğim gibi o sırada da susup duramamış; ikide bir en ukala çıkışlarımla Hocaefendi'nin 'toplumsal' ve 'yasal' kabulünü sağlayacak bir konumlanmaya kavuşturulması gerektiğini savunmuştum... Aynı şey okulların ve diğer eğitim kurumlarının yönetimi ve iletişimi için de söz konusu olmalıydı... Örneğin Vakıf Başkanı olmalıydı Hocaefendi... Ya da herhangi bir yapının 'Onursal Başkanı'... Böylece hem kendisinin hem de onunla ve çevresiyle yakın temas içine girecek, 'onun cemaatinden olmayan sosyal paydaşları'nın kendilerini iyi hissedecekleri bir ortam yaratılmış olacaktı...

Bu fikrimin hiçbir geçerliliğinin olamayacağını yıllar sonra anlayacaktım...

Vakıftaki arkadaşlar o günlerde (Latif Hoca başkanlıktan ayrılmıştı) pek de aşina olmadığım, ancak geçen zaman içinde hazmedeceğim bir kavramla açıkladılar durumu: 'Hocaefendi doğal liderdir. Unvana ihtiyacı yoktur!'...

(...) Meseleye bütünüyle bakıldığı zaman Pensilvanya'da oturup ABD medyasına beyanat vererek (ya da internetten) Türkiye gibi koskoca bir ülkenin gündemini belirleyivermenin, siyasi tartışmalara yön vermenin ne menem bir şey olduğu anlaşılabiliyor...

Diğerleri bir kenara, sadece 'Mavi Marmara önce İsrail devletinden izin almalıydı' şeklindeki bir ifade bile insanın sindirim organlarına demir bilye gibi oturmaya yeter... Rota'yı Pensilvanya'ya göre çizmeye alışmış olup da ilk günden itibaren İsrail'i lanetlemek konusunda birbiriyle yarışmış olan herkes çok zor durumda...

Bakalım nasıl manevra yapacaklar?..

Allah yardımcıları olsun...' (Akşam gazetesi. 6 Ekim 2010)

Bu yazımda ifade ettiğim 'yasal zemin'in ve 'örgütlenme yaklaşımının' oluşturulması konusundaki görüşlerimin bugün çok daha ısrarlı olarak arkasındayım.

Ülkemizde demokrasiye katkı sağlayabilecek esaslı bir muhalefetin oluşmasında, yaklaşımlarına büyük saygı duyduğum Hizmet mensuplarının dünya görüşlerinin önemli ve değerli bir etkisi olacağından kimsenin kuşkusu yoktur herhalde. Ancak 'müphemiyet' (belirsizlik) her türlü algının en 'yakın' düşmanıdır... Belisizliği ortadan kaldırmak ise, öncelikle onun yaratılmasından 'rahatsızlık' duyması gerekenlerin sorumluluğundadır...

Kavramlar

İlgili yazılar