'Önce beynini çalıştır sonra ağzını'
Eğer bu hafta “Ölümcül İletişim Kazaları”na örnek arayacak olsaydık hiç güçlük çekmezdik…
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Aileden ve Sosyal Politikalardan sorumlu Bakan Sema Ramazanoğlu için kullandığı 'galiz' ifade, dünyanın her ülkesinde siyasi intihara eşdeğerdir.
Almanların bir atasözü der ki, “Önce beynini çalıştır, sonra ağzını”… Bu profesyonellik için söylenmiş en ciddi tespitlerden biridir.
Hiçbir profesyonel bu arada hiçbir siyasetçi ağzına geldiği gibi konuşamaz. 'Seçilmiş davranış sergilemek' her profesyonelin, bir numaralı davranış özelliğidir.
Kılıçdaroğlu pek çok ülkedeki liderin siyasi hayatını bitirebilme potansiyelindeki bu gaf nedeniyle kendini içine düşürdüğü krizi de gerektiği gibi yönetememektedir. Özür dileyeceğine, “Bu lafı daha önce bir AK Partili de kullanmıştı” şeklindeki sıyırma harekâtı, tam bir 'özrü kabahatinden büyük' durumu yaratmış, krizi yumuşatacağına daha da derinleştirmiştir…
Bizim toplumun ortak ruhî şekillenmesinde 'değerlerimiz', tüm algılamalarımızın sinir uçlarını oluşturur. Oraya dokunuldu mu, fırtınalar kopar duygu dünyamızda. Hele söz konusu olan bir kadın, bir anne ise…
Öte yandan, o kadar da naifizdir ki, 'içten'
gelecek ciddî bir özürle, yumuşamaya her an hazırızdır. Öyle Japonlar gibi harakiri yapmamız, İzlandalılar ya da diğer Anglosaksonlar gibi ânında istifa etmemiz de gerekmez. Bir içten özür, gönül almak için 'sürç-i lisandan' yola çıkılarak yapılmış bir iki konuşma, bir anda koca buz dağlarını eritiverir. Bizim inanç sistemimiz ve değerlerimizde, “aman dileyene kılıç kalkmaz”…
Ama nerede stratejik iletişime yönelik analiz kabiliyeti… Dünya iletişim literatürüne girecek düzeydeki krizin açtığı yarayı kaşıyarak bodoslamadan yola devam etmek ve bunun bedelinin ne kadar ağır olabileceğini kestirememek…
Ana Muhalefet, liderlik sorununda girdiği çıkmazda giderek kaybolmaktadır ve bu durum Türkiye demokrasisi için hiç de iyi değildir.
Şiirin sahibini cezalandırmak yeter mi?..
Dünkü haberlerde vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret eden Alman mizahçı Böhmermann'a yargı yolu görünmüş.
Ağır hakaret içeren rap tarzındaki sözleri Alman ZDF kanalında yayınlanan mizahçı Jan Böhmermann'ın üç yıl hapis cezası alabileceği konuşuluyormuş. Alman yargısı Türkiye'nin resmi suç duyurusunu beklerken, Büyükelçilik olayı tüm yönüyle inceleme altına almış.
Almanya Dışişleri Bakanlığı olayın suç teşkil edip etmediği üzerine acil bir hukuki inceleme yaptırmış. Bilirkişi raporunun sonucu pazar günü düzenlenen kriz toplantısında Dışişleri Bakanlığı'na sunulmuş. Raporu hazırlayan uzmanlar, Alman yasalarına göre Böhmermann'ın ağır hakaret dolu şiirle suç işlediği sonucuna varmışlar.
Eh Şansölye Merkel de zaten 'nefretle kınamıştı' olayı…
Bitti mi şimdi olay? Alman halkı nezdindeki Erdoğan nefreti (?) ve Türkiye düşmanlığı geçti mi? Tabii ki geçmedi… Nasıl geçeceğine Salı günkü yazımızda değindik…
Bu arada duyduğumuz kadarıyla Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal kamu diplomasisi meselesinin ve Türkiye'nin algısının gerçeklere dayalı olarak tek elden uluslararası nicelik ve nitelikte yönetilebilmesi için önemli hazırlıklar içindeymiş.
Heyecanla bekliyoruz.
Topluma hesap verenler Panama'dan uzak durmalı
İşte tam da 'hakikat ile gerçekliğin', 'etik' ve 'ahlak' ikileminin çakıştığı noktada patladı Panama Belgeleri olayı…
İşi uzmanına sordum. Türkiye'de ve dünyada Goldman Sachs, UBS, Citigroup, Barclays'te uzun yıllar çalıştıktan sonra Ata Finans Grubu CEO'su olarak Türkiye'de çalışmaya başlayan Z. Murat Demirel'le konuştum…
“Sistemin kendisinde yasa dışı bir durum olduğunu söylemek doğru olmaz” dedi ve işleyişi tüm ayrıntısıyla anlattı. Ancak sonunda şunu ekledi: “Yasa dışı olmasa da ahlak dışı durum, siyasiler için ortaya çıkar. Adama sorarlar: 'Bu kadar parayı nereden buldun? Bu parayı neden kendi ülkende değerlendirmiyorsun?' Oysa özel sektör, kendisi için sistemin yarattığı tüm yasal fırsat ve imkânlardan yararlandığı gibi bu enstrümanı da kullanabilir. Kullanmaktadır da. Ancak durum topluma hesap verenlere gelince değişir”…
İşte, hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkabilen 'Hakikat ve Gerçeklik'çatışması; ya da etik olanın her zaman ahlakî olamayabileceği meselesi… Çünkü 'etik', toplumsal, kurumsal, kültürel bir alan iken; 'ahlâk', bireysel, inanç ve değer sistemiyle ilgili bir algı konusudur. Her ikisi birden her zaman üst üste gelmeyebilir. Ne hikmetse Alman istihbaratının sızdırdığı iddia edilen Panama belgelerinde olduğu gibi… Bakalım Türkiye'den kimler çıkacak…
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
