Orantısız güç
27 milyon insanın son 30 yılda tarım alanlarından şehirlere göçtüğünü ve artık (Çağlar Keyder'in deyişiyle) 'diploma almak için göçtüğü'nü biliyorsanız buğday tarlasından bir Türkiye logosu ile milletin karşısına çıkmayı aklınızdan bile geçirmezsiniz. Öneri halindeyken bile alternatifler arasından 'Gözüm bir daha görmesin' dercesine çıkarıp çöpe atarsınız.
Ekonomideki stabilite ve Çözüm Süreci gibi iki büyük kartı cebinden çıkarmış olan Başbakan'ın karşısına zaten 'malulen emekli' bir algıyla çıkan muhalefet, üstüne üstlük 'adil koşullarda yarışmıyoruz!' yakınmasına adaletle de, koşulla da alakası olmayan logo ve sloganıyla tüy dikiyorsa çok heyecansız bir seçim yaşayacağız demektir.
Tapelerin ortaya saçıldığı dönemde yükselişe geçebilen, legal yollarla mücadelede ise tökezleyen ve Başbakan'ın uluslar arası alanda itibarını yitirmesi ihtimalini kendi lehine bir gelişme sayabilen bir muhalefet algısı bir yanda dururken, diğer yanda da Bekir Ağırdır'ın yerel seçimlerdeki tespitiyle 'Valeyi cebine koyan vatandaş' duruyor. Vale zaten seçmenin cebinde. Beklentisinin üzerinde bir vaadle karşı karşıya olmalı ki, ikna edilebilsin.
Doğrusu Ekmel Bey'i kamera karşısına çıkmak için etkili bir mekan olan ve kendisine yakışan Çırağan'da olağanüstü zevksiz bir buğday tarlası panosunun önünde yetersiz ışık altında, bozuk ses düzeniyle konuşurken izlemenin iletişimciler için 'göz rahatsızlığı'ndan öte bir sıkıntısı var. Logo ve slogan ile eğlendiğimize bakmayın, aslında durum vahim. Bu vehametin sorumluları konusunda rivayet ve tevatür muhtelif. Ortalık o kadar karışmış ki; bir ajans, medyaya 'Bizim adımızı bu işe bulaştırıyorlar; kesinlikle alakamız yoktur.' diye açıklamada bulunmuş.
Öte yandan reklamı küçümseyen, PR'ı aşağılayan, siyasi iletişimi sadece propaganda aksiyonları çerçevesinde mütalâa eden CHP anlayışı ve bu yaklaşımın karşısında yılların tecrübesini ve iletişim disiplininin pek çok inceliğini içselleştirmiş AK Parti kurmaylarının hazırladığı görsel, işitsel ve içeriksel şölenler... Bir tarafta doğuştan halk adamı bir lider, öte yandan son derece iyi yetişmiş ve de halk adamıymış gibi gösterilmeye çalışılan bir elit. Orantısız güç ve adil olmayan yarıştan söz edilecekse yeri tam da burasıdır; yoksa Ekmel beyin olanaklarının azlığında değil.
Zaten bizden çok 'dışarının insanı' algısını ister istemez hayat tarzıyla veren Ekmel Bey'in onun gerçekliği ile hiçbir alakası olmayan kampanyayla seçmene 'takdim edilmesi'nin bumerang gibi ters tepeceğini görebilmek için tabii ki iletişimci olmak gerekmiyor.
Başbakanın dünkü 'Vizyon Belgesi' toplantısında bir sürpriz yoktu. Böyle bir profesyonellik ve siyasi iletişim başarısı bekleniyordu; öyle de oldu. Temel eksen ve çelişki belli ki şu iki ayrı yaklaşıma odaklanacak: Başbakanın, Cumhurbaşkanı Vizyon Belgesi'ni 10 yıllık icraat odaklı vaatlerle dolu bir hükümet programı gibi sunması karşısında Ekmel beyin 'Ben icraatın içinde olmayacağım' mesajını vermesi... Bir yaklaşımda Tayyip beyin 'statükocu' dediği bilinen, alışılmış bir Cumhurbaşkanlığı savunulurken diğerinde ise Türkiye'deki üretici güçlerin önünü açacak olan icraatçı ve siyasi tercihe dayalı, 'Milli irade milli güç'e odaklanmış yeni Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı ön plana çıkarılmaktadır.
Alın size 'sınırsız sorumsuz özgürlük'...
Sınırsız sorumsuz internet özgürlüğünü savunanlar zor durumda. Dünya görüşlerine ve samimiyetlerine pek itibar etmesem de yaptıkları mükemmel yayıncılığı her zaman takdir ettiğim Der Spiegel dergisi Pazartesi günü yayınlanan son sayısında çok dikkat çekici bir araştırmadan söz etmiş. Demiş ki:
'Bir psikolojik deney 'ağ gezginleri'ni rahatsız ediyor: Facebook ve Google, kullanıcılarının davranışlarını ne kadar manipüle edebilir?'
Araştırmacıların esas amacı aslında çok basit bir soruya yanıt aramakmış: Facebook insanları mutsuz mu ediyor? Çünkü kullanıcılar yaygın tabiriyle face'e parti fotoğraflarını, seyahat resimlerini, güzel anlarını koyuyor ve insanların imrenip hüzünlenmesine neden oluyorlarmış.
Daha önce bizim gazetede haberinin de yayınlandığı gibi 2012 başında yürütülen bu araştırmaya 700 bin kullanıcı katılmış. Yedi gün süreyle bir gruba arkadaş çevrelerinden sadece pozitif haber gitmesi sağlanmış, başka bir gruba da sadece negatif... Bu filtreleme Facebook için çocuk oyuncağıymış ve üstüne üstlük deneklerin bundan da haberi yokmuş. Pozitif bildirimler alan grup içindeki Face'çiler, bağlantılarına son derece olumlu mesajlar göndermeye başlamışlar. Tam tersi olan durumda ise negatif bildirim alanlar son derece mutsuz, karamsar ve negatif mesajlar göndermişler. İşin tuhaf tarafı kullanıcılar, hangi araştırmanın denekleri olduğunu bilmiyorlarmış. Olay patlayınca Facebook adına araştırmayı yöneten Adam Kramer, özür dilemek zorunda kalmış.
Pekçok diğer çıktıların yanı sıra bizi ilgilendiren yan sonuçlardan biri de şu:
Facebookçular, sosyal gerçekliği belli bir hedef doğrultusunda değiştirmenin mümkün olduğunu kanıtlamışlar. Bu sonucun manası şudur:
Kişinin eğilimleri, ilgi alanları ve örneğin hobilerine göre 'yönlendirmeler'le 'tüketici demokrasisi'nin limit tanımayan yöntemleriyle diledikleri sonucu pekâlâ elde edebilirler. Biraz hayalgücüyle neler yaptırabileceklerini akletmek mümkün.
Sınırsız sorumsuz internet özgürlüğünü savunanların dikkatine sunulur.
Kavramlar
İlgili yazılar
- Reçete...
Dün Yeni Şafak farklı bir sayfa düzeniyle yayınlandı… İki tane birinci sayfası vardı… Biçim, içeriğe verilen önemin altını çiziyordu… Okuru karşılayan ilk sayfa, “Ekonominin kurtu…
- Bu iş mahalleden başlamalı…
Türk TV’lerindeki haber ve tartışma programlarını izleyenler acaba nasıl bir dünya ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar? Ve başta çocuklar olmak üzere ‘maruz kalanlar’, bu h…
- Kendi değerini üretebilenler kazanacak!..
Yıllar öncesinden dostumuz, sözüne ve özüne güvendiğim iletişim ustalarından Kemal Öztürk kardeşimiz, medya sektöründeki ekonomik daralmayı yalnızca ticari bir sorun olarak değil,…
- ‘Bunlar’ adam olmaz…
Neymiş, İstanbul Havalimanı (İGA) inşa edilirken bir miktar ağacın kesilmesi zorunlu hâle gelmiş… Türkiye’nin tekâmülü, iyiliği adına getirilen her projeye, her yatırıma karşı çık…
