R vitamini Reklam Ajansı’na dikkat!
İletişim uygulamalı ‘çok disiplinli’ bir bilim alanıdır. Yani ‘Fıstıklı’dan top atışı ile’ öğrenilemez de öğretilemez de…
Bu ilkeyi doğru olarak kavramış fakültelerimiz, kadrolu hocalarını projelere yönlendirirken; özel sektörde başarılı olmuş profesyonellere uygulama odaklı dersler verdiriyorlar…
Eskişehir Anadolu, İstanbul ve Bahçeşehir Üniversiteleri bu konuda çok başarılılar. Ya da ne yaptıklarını anlatmakta, kendilerini adam gibi ifade etmekte çok başarılılar…
Bu gruba benim yakından izlediğim bir örnek de Bilgi Üniversitesi’nden eklendi. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, öğrencilerin profesyonel ajans deneyimi yaşaması için kurulan halkla ilişkiler ajansı Publica’nın ardından, R Vitamini’ni hayata geçirmiş. Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü bünyesinde oluşturulan R Vitamini, üniversitenin Dolapdere Kampüsü’nde, gerçek bir reklam ajansı donanımı ve disipliniyle çalışmaya başlamış. Ajansta reklamcılık bölümü 4. sınıf öğrencileri, sektörün deneyimli isimleri Haluk Mesci, Perran Öztopçu ve Kadri Öztopçu’nun yönetiminde çalışıyorlarmış.
Geçenlerde bir broşür gönderdiler. Tek kelimeyle ‘Mükemmel’… 2007 – 2008 içindeki ‘İşleri’ sundukları ‘Yıl Sonu Sergisi’nin broşürü. 9 Haziranda Touchdown’da düzenledikleri etkinlikte dağıtmışlar… Sergi Bilgi Üniversitesi’nin Silahtarağa Santral Kampüsü’nde devam edecekmiş…
Bu işleri biraz yakından izleyen herkesin iki eli kanda olsa gidip görmesi gereken çalışmalar bunlar… Öyle “Ah canım ne güzel de işler yapmış çocuklar” türünden bakışlar atfetmek için değil, aslanlar gibi rekabetçi profesyonel uygulamalar görmek için. Bir akademik ortamdan beklendiği gibi… ’R Vitamini Reklam Ajansı’ ile yazışmak için şu adrese bir mail atmak yeterli. perrano@rvitamini.bilgi.edu.tr
İki sınav umudumuzu artırdı
Ben Bahçeşehir Üniversitesi’nde ‘Public Relation Workshop’ (Halkla İlişkiler Çalıştayı) adlı dersi veriyorum. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 3’üncü sınıflarına ise eşim Arın Saydam ile birlikte ‘Lobicilik’ anlatıyoruz. Eşim aynı zamanda doktora da yaptığı için ben kendisine yardımcı oluyorum bu yıl.
Türkiye’deki iletişim eğitiminin gelişimi konusunda daha yakın bilgi sahibi olunması adına, Bahçeşehir ve İstanbul Üniversitelerinde final sınavlarından neler yapıldığına ilişkin örnekleri paylaşmakta yarar olabilir.
Bahçeşehir son sınıf öğrencileri 16 kişiydiler. Bir kere bugüne kadar gördüğüm en iyi son sınıftılar. Ayrıca çok önemli iki süreci, çalışmayı ve öğrenmeyi, öğrenmişlerdi... Bir sömestre boyunca dörtlü gruplar halinde birer firmayı ele aldılar. Bu firmaların PR sorumlularından bilgi desteği alarak her firma için sırasıyla şu başlıklar altında PR Uygulama Planları (PRUP) hazırladılar: Konu Yönetimi, Medya İlişkileri, Etkinlik Yönetimi, Liderlik İletişimi, İç İletişim, Kriz İletişimi… Sonra yine gruplar halinde projelerini sınıfta tartıştılar. Finalde ise her öğrenci bir firma seçti ve o firma için bu altı başlığın altısını da içeren ve ‘Seven Steps’ (Yedi Adım) modelinin uygulandığı yıllık Stratejik İletişim Planı (SİP) yaptı. (Yedi Adım Modeli’ni, bu derginin okuru profesyoneller biliyorlardır, onun için ayrıca yazmıyorum…)
Final sınavında her öğrenciye yaklaşık 45 dakika verildi ve öğrenciler son bir ayda hazırladıkları SİP’lerini sunup savundular. Buraya kadar ne var değil mi? Çok şey var. Bu yıl meslekte 30’uncu yılımı ‘idrak’ ettim... İş hayatında başarısız olduğum da söylenemez. Bütün birikimimle iddia ediyorum ki, bu çocukların SİP’lerinden en az 10 tanesini gözünüz kapalı alıp hiçbir yerini değiştirmeden götürüp anında uygulamaya koyabilirsiniz… Yukarıda sözünü ettiğimiz ‘r Vitamini’ reklam ajansının işleri gibi, hepsi dört dörtlüktü…
Gelelim Lobicilik dersine. Sömestre içinde Lobicilik uygulama ve kuramından söz edildi ve Lobicilik alanında bir SİP nasıl hazırlanır, onun üzerine çalışıldı. Finalde sorular iki bölümde toplandı. Bilgi ve yoruma dayalı bölüm; vaka analizi ve SİP…
Birinci bölümün soruları şöyleydi (yanıtlamaya çalışın dilerseniz):
1- ABD’de 1876 yılında ilk kez lobicilikle ilgili yasal düzenlemeler yapıldığı bildirilmektedir. Türkiye’de benzer yasal düzenlemeler ne zaman yapılmıştır? Sizin yorumunuza göre bu durumun nedenlerini açıklayınız.
2- Lobicilikte “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” anlamına gelen uygulamalar ve hatalı davranışlar nelerdir?
3- Lobicilikte hangi tür sivil toplum kuruluşlarından, nasıl yararlanabilirsiniz? Örnekleriyle belirtiniz?
4- Lobicilik neden olumsuz (erdemsiz, etik dışı) bir uygulama değildir ve neden sadece demokrasilerde gelişebilir?
5- ABD’deki uygulamaları benchmark (kıyas noktası) alarak lobicilikle ilgili Türkiye’de ne tür yasal düzenlemeler getirilmeli?
İkinci bölümde ise her öğrenciye birer bilgi dosyası verildi. Bilgi dosyasında hükümetin bir kararından olumsuz yönde etkilenen bir sektörle ilgili internetten indirilmiş bilgiler ve tarafların karşılıklı açıklamalarını içeren kupürler vardı. Öğrencilerden, bu sektörün STK’sının İletişim Sorumlusu olarak, hükümetin olayı yeniden düşünmesini ve gerekli yasal değişikliği yapmasını sağlayacak Lobicilik SİP’ini hazırlamaları istendi…
Yıl içinde derslere devam etmiş hiçbir öğrencinin bu sınavda başarısız olacağını sanmıyorum…
Sonuç:
Bir: Öğrenciler eskiye oranla çok daha iyi yetişiyorlar. Önceki sınıflarda edindikleri birikim yeterli olmasa, bizim uygulamalı derslerde bu kadar başarılı olamazlar.
İki: Sektörde iletişim mezunu öğrencilerin oranı eskiden %5’i geçmezdi… Felaket bir sonuç… Doğru… Yüzde 5’i hukuk mezunu olan bir adalet sektörü düşünülebilir mi; ya da %5’i tıp mezunu sağlık sektörü?.. Durum hâlâ o kadar iyi değil. Pek çok şirkette bu oran %10’u geçmiyor. Bizim şirketler grubunda bile bu rakam son 5 yılda ancak %50’lere tırmanmış durumda… Öte yandan nitelik artışı çok sevindirici…
simsicakgeceler.com MEDİZ’e kurban gitmiş…
Bizim derginin geçen sayısında “Vaat’ ile ‘düş kırıklığı’ düz orantılıdır” başlıklı yazıda TBWA\İstanbul’un sosyal sorumluluk kampanyasından söz etmiştim. Bana gönderdikleri bilgi notundaki tüm adreslerde kapı yüzüme kapanmıştı… Web sitesinde, ‘Call Center’da tüm kontakt noktalarında… Ben de şaşırıp, ne oluyor, diye sormuştum? Hani www.simsicakgeceler.com adını verdikleri, küresel ısınmaya cinsellik üzerinden uzanarak gönderme yapıp karşı çıktıkları kampanya…
Geçenlerde Ahmet Akın imzalı bir açıklama metni geldi. Sağ olsunlar son derece aydınlatıcı bilgiler aktarmışlar. İşin fenomenine ilişkin… Ancak olayın biçim-içerik-öz-fenomen dörtlüsünden ilk üçü eksik gibi geldi bana…
Ahmet Bey demiş ki “TBWA\WORLDWIDE olarak stratejimiz yaratırken sorumlu olmak ve sosyal sorumluluk için yaratıcı olmak”… Sonra şöyle devam etmiş: “Biz de bu konuda –küresel ısınma ve iklim değişikliği- özellikle daha az duyarlı olan genç ve yetişkin erkeklerin en doğrudan ve en çarpıcı şekilde dikkatlerini çekebilmek için simsicakgeceler projesini geliştirdik.”
İşte biz de o noktada her zamanki gibi her iletişim projesi için geçerli olan ‘hedef kitlenin kültür ve değerleriyle uyum’ meselenin devreye girebileceğini ve algılamayı maskeleyeceğini iddia etmiştik. Nitekim Ahmet Bey mektubunun son bölümünde tam da bizim iddiamızı doğrularcasına konuya açıklık getirmiş:
“Bu kadar başarılı bir projenin neden durdurulduğuna gelince, aldığımız tüm olumlu tepkilerin arasında bir olumsuz tepkiden bahsetmemiz gerekiyor. Kadınların medya izleme grubu olarak etkin olan MEDİZ, bu projeyi cinsiyet ayrımcılığı açısından sorunlu bulduğunu ve kadınları metalaştırdığını iddia etti. Arkasından sitede rol alan kişilerden de benzer birkaç yorum aldık. Bizim yaratmadığımız ve zaten herkesin bildiği klişe imgeler üzerinden yeni bir mesaj vermekte hiç sorun görmemekle birlikte MEDİZ’in bu konudaki duyarlılığına da saygı duyduğumuz için projeyi durdurduk. Konuyla ilgili başka sorunuz varsa istediğiniz zaman cevaplandırmaya hazırız.”
Hayır, Ahmet Bey başka sorum yok. Teşekkür ederim. Yalnız küçük bir tavsiyem olabilir: Başta daha önce böyle bir kampanyayı uzun süreli olarak yürüteceğinizi ifade ettiğiniz medya olmak üzere tüm sosyal paydaşlarınızı bilgilendirin. Bilgilendirin ki, basit bir öngörememe hatası, büyüyüp krize dönüşmesin. Üzülmeyin olur böyle şeyler. Üreten insan hata yapar…
Kavramlar
İlgili yazılar
- Ramazan, Laiklik ve İletişim Dili
Müstesna bir lütuf ve rahmet ayı Ramazan’ı idrak ederken, 168 imzalı “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi gündeme düştü. Hayatın akışında elbette tesadüflerin yeri olduğu söy…
- Atasözlerine kaptırıp gitmeyin!..
Devletin temeli kültürdür, demiş Gazi Mustafa Kemal … Peki, kültürün taşıyıcısı, temeli nedir? Tabii ki dil… O nedenle bir toplumun Ortak Ruhi Şekillenmesini anlamak, daha doğrusu…
- Bu bir belgesel değil!..
Anglosakson kültürü etkisi altında olanlar buna ‘tribute’ derlerdi… Türkçe karşılığı için belki “saygı duruşu, takdir, anma, övgü” kelimelerinden biri kullanılabilirdi… Ancak, All…
- Takke düştü…
Hani Kanada Başbakanı bir tür “kopuştan” söz etti de olay oldu ya… Biz kopuştan çok “kırılma” diyoruz… Tarım Toplumu (ilkel komünal düzen), Feodal Toplum (kraliyetler, sömürgecili…
