İçeriğe geç

Seçimler spazmı çözer

WhatsApp

10.12.2013 - Yeni Şafak Gazetesi

Siyasetteki yol ayrımlarında bir zamanlar müttefik olmuş kadroların akl-ı selim sahibi sözcülerine büyük vazifeler düştüğü herkesin malumudur. Özellikle siyasi iletişimin 'kazananı olmayan' sonuçlara yol açması nedeniyle en çok ürktüğü 'kara propoganda'ya karşı tüm muhatapların korunması açısından da, vicdanın simgesi olarak kabul görmüş sözcülere böylesi zor dönemlerde ihtiyaç hasıl olur.

Aslında bu söylediklerimizin özetini, sayın Hüseyin Gülerce'nin 28 Kasım tarihli şu tweet'inde görmek mümkün:

'Bu süreçte daha önce hiç yaşamadığımız savrulmalar olacak. Duruşunu, yerini ve üslubunu koruyanlar mahçup olmayacaklar...'

Son 10 yılda ülkemizdeki büyük transformasyonun ortaya koyduğu ve bu sütunlarda 'İki Ruhlu Türkiye algısı' olarak ifade etmeye çalıştığımız kutuplaşmanın iyice netleştiği bir dönemde patlak veren bu büyük çelişkiye dair 'iletişim açısından' en aklıbaşında yorumu TRT 1'deki 'Enine Boyuna' programında işittik. SETA'nın Siyaset Araştırmaları Direktörü Hatem Ete şu can alıcı soruyu sorup, tespitini de yapıverdi:

'Bir bürokrat kamu çıkarı için mi, yoksa aidiyet hissettiği grubun çıkarını gözeterek mi hareket ediyor? Sorun buradadır.'

Tespiti de şöyleydi:

'Normalleşmenin sancılarını yaşıyoruz. Gülen Cemaati ve AK Parti arasındaki tartışmayı da bu gözle okumak gerekiyor.'

Çelişkinin neredeyse uzlaşmaz boyutlara vardığını bilmeyen yok. Hizmet'in bu büyük ayrışmada iletişim açısından alabileceği en büyük hasarın, sivil alandan siyasete kayması ve tam da söylendiği gibi 'iktidardan pay talep edildiği algısı'nın yerleşmesi olacağını öngörmek mümkün. Tüm kurumlar için gerekli ve geçerli olan 'varoluş nedeni' konusunda, misyon ve vizyon tanımlarında bir dönüşüm olduğu izlenimi ve dolayısıyla oluşan müphemiyetten hayırlı bir sonucun çıkması zor.

'Kara propoganda'yı, iletişim kanallarını açık tutarak boşa çıkarmanın büyük yararı olacaktır. Hatem Ete'nin 'Normalleşmenin sancıları' olarak ifade ettiği yaklaşımı, sağlıklı iletişimin kanallarının tıkandığı her zorlu dönemde, seçimlerin karambolu ve sisi dağıtan bir numaralı 'spazm çözücü' vazifesi gördüğünü hatırlayarak doğru bulduğumuzu ifade edelim.

'Her şey ayağıma gelsin!'

Fatih Terim'in 'Ben o tabletin ayağına gitmem', Gülben Ergen'in de 'Ben o elektrik süpürgesinin ayağına gitmem' dediği Hepsiburada.com reklamı ses getirecek gibi görünüyor. Ünal Aysal'la yaşanan gerilimin henüz hafızalardan silinmediği, Fatih Terim'in yakın zamanda yaşadıklarını da akla getiren bir 'devamlılık'la zihinlerde iz bırakacağa benzeyen bu reklam, 'Ayağına gitme her şey ayağına gelsin' konforunu vaad ediyor hedef kitlesine.

Bu reklamla hiç çaba göstermeden, her şeyin ayağına gelmesini isteyenlerin sırtının sıvazlandığını düşünerek 'Ayağa gitmek neden gurur kırıcı olsun?' diyenlerin eleştirel yaklaşımına, (en azından halkla ilişkiler sektörü söz konusu olduğunda 'Biz hizmetçiyiz' diyen biri olarak) katılmamız mümkün değil.

E-Ticaret zaten başlı başına 'ayaklara getirmek' üzerine kurgulandığı için, Fatih Terim'in henüz eskimemiş istifa olayını da çağrıştırarak hizmete ve ürünlere 'duygusal köprü' kuran bu reklam, iki kere doğru bir konsept üzerinde yürümektedir.

Fatih Terim'i sevmeyenler açısından bir dezavantaj sözkonusu mudur, değil midir, ya da Hoca ile Gülben Hanım'ın aynı (ticari) reklam kampanyasında rol alıyor olması, iki ünlüden birinde itibar hasarı yaratır mı, yaratmaz mı, diye soranlara, 'Sorudan vazgeçmelerini' tavsiye edebiliriz...

Kavramlar

İlgili yazılar