‘Turgut’u limonatayla zehirlediler’
07 MART 2007
Herhangi bir gelişmiş ülke düşünün. Bu ülkenin Cumhurbaşkanlarından birinin eşi kalksın yıllar sonra kocasının öldürüldüğünü açıklasın... Hem de detay vererek. Nasıl ve kimler tarafından öldürülmüş olabileceğini hayli açık bir şekilde ‘ima’ ederek...
Yer yerinden oynamaz mı? Araştırmalar; polisiye aksiyonlar birbirini kovalamaz mı? TV dizileri, bir iki uzun metraj film piyasaya çıkmaz mı? Oliver Stone konuya ânında el atmaz mı; ya da Costa Gavras?
Peki, bizde ne oluyor? Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal Hanım yıllardır yırtınıp duruyor: “Kocamı öldürdüler!”.. Kimse Semra Hanımı da, konuyu da ciddiye almıyor... Olacak iş mi?
Dün akşam TV’de yine anlatmış: “Türki Cumhuriyetlerle anlaşma yaptı. Büyük Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan edecekti. Tüm yeraltı zenginlikleri burada. Büyük devletleri rahatsız etti. Bir gün bir sefaretteki kokteyle zorla götürdüler. ‘İçki içmiyorsunuz. Size özel hazırladık’ diye bir limonata getirmişler. Ve o da hatır için içmiş... O limonatadan şüpheleniyorum ben!”
Size deli saçması gelebilir. Semra Hanım’ı “Neşeli Cahiliye Devrinin simgesi” olarak ciddiye almayabilirsiniz. Ama iddia ciddidir... Gelişmiş ülkelerde olsaydı siyaset dünyası, medya ve kamu oyu 9 şiddetinde bir depremle sallanmaz mıydı?..
Medyanın bu konuda sessiz kalmasının ip uçları Spy Game (Tony Scott), İl Caso Matei (Francesco Rosi), Z (Costa Gavras), JFK (Oliver Stone) gibi filmlerde mebzul miktarlarda var mı acaba?..
DYP Bakire Manken’le iktidara yürüyor
Dünkü gazeteler nasıl vermişler haberi? Şöyle: Bakire Manken DYP’de...
Bir de gazeteci-yazar Nevval Sevindi katılmış partiye. O haber biraz daha geri planda. Medyamız Bakire Manken Şebnem Schaefer’da daha ağırlıklı haber değeri görmüş...
Sevgili dostum Mehmet Ağar’a bir çift sözümü buradan söylemesem içimde kalacak... Ağar olayı kamu oyu önüne taşımasaydı ben de taşımazdım... Ama taşıdı. Gazetelerde çarşaf çarşaf Bakire Manken’in bir şampiyon gibi elini havaya kaldırdığı fotoğrafları... Bu mudur DYP’nin marka vaadinin fotoğrafı?..
Eğer buysa diyecek lafım yok. Ebediyete kadar susarım. En azından onca yıllık dostluğumuzun yüzü suyu hürmetine...
Sayın Schaefer mı Türkiye’nin gelecek tasarımında söz sahibi olacak? Bugün kendisine en yakın partinin 15-20 puan önünde giden Ak Parti’ye karşı Bakire Manken’le mi zafer kazanacaksınız? Keşke rozeti siz takmasaydınız, o zaman belki hasar daha az olurdu...
Herhalde o fotoğrafı medyada görünürlüğünüzü artırmak (Publicity) için kullanmayı düşündünüz. Ama olmaz. İlkelerinizi, konumlanmanızı, marka vaadinizi tehdit eden ‘publicity’ hiçbir işe yaramaz. İki marka yan yana gelince, zayıf ve özürlü olan, sağlam ve güçlü olanı aşağıya çeker.
Bakire Manken fotoğrafı size ne yaptı, dersiniz sevgili Ağar? Yukarı mı çekti, aşağıya mı?..
Algılamalar ilanla yönetilemiyor
Tam sayfa kamu oyu duyurularının hiçbir işe yaramadıklarını; hatta genelde olumsuz bir algılama yaratabileceklerini Mısır’daki sağır sultan duydu. Bir Halis Toprak (Hali Ağa) duymadı. Bir de Bilim Araştırma Vakfı (BAV) ve onun ‘Fahri Başkanı’ Adnan Oktar (Adnan Hoca)...
Dün Halis Ağa yarım sayfa; Adnan Hoca tam sayfa ilanlarla kendilerini eleştiren herkesin haksız, kendilerinin haklı olduklarını duyurdular. Herhalde herkesin ilanı görünce bu iki ‘mağdur’un haklarını hemen teslim etmeye karar vereceğini düşündüler... Ama kazın ayağı öyle değil!..
İlanda “Reklam sevdalısı olmadığını” ileri süren Halis Ağa, medyadan merhamet ve hakkaniyet istiyor... Ülke yararına ne kadar iyi işler yaptığını anlatıyor. Adnan Hoca’nın Vakfı ise, son mahkeme kararlarına dayanarak, “BAV camiası aklandı, masumiyeti kanıtlandı!” diyor...
Onlar böyle diyor da, peki algılama nasıl? Ben size söyleyeyim: Her ikisinin de birbirleriyle alakası yokmuş gibi gözükse de sonuç değişmez. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”, “Yarası olan gocunur” türünden deyişlerde ifadesini bulan bir algılama söz konusudur...
Oysa yapmaları gereken çok basit: Düzenli, açık, şeffaf, ayrıntılı basın ve kamu oyu bilgilendirmesi... Tabii yanan bir ateşleri ve gocunulacak yaraları yoksa... Bir de sokağa atılacak paraları...
Yer yerinden oynamaz mı? Araştırmalar; polisiye aksiyonlar birbirini kovalamaz mı? TV dizileri, bir iki uzun metraj film piyasaya çıkmaz mı? Oliver Stone konuya ânında el atmaz mı; ya da Costa Gavras?
Peki, bizde ne oluyor? Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal Hanım yıllardır yırtınıp duruyor: “Kocamı öldürdüler!”.. Kimse Semra Hanımı da, konuyu da ciddiye almıyor... Olacak iş mi?
Dün akşam TV’de yine anlatmış: “Türki Cumhuriyetlerle anlaşma yaptı. Büyük Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan edecekti. Tüm yeraltı zenginlikleri burada. Büyük devletleri rahatsız etti. Bir gün bir sefaretteki kokteyle zorla götürdüler. ‘İçki içmiyorsunuz. Size özel hazırladık’ diye bir limonata getirmişler. Ve o da hatır için içmiş... O limonatadan şüpheleniyorum ben!”
Size deli saçması gelebilir. Semra Hanım’ı “Neşeli Cahiliye Devrinin simgesi” olarak ciddiye almayabilirsiniz. Ama iddia ciddidir... Gelişmiş ülkelerde olsaydı siyaset dünyası, medya ve kamu oyu 9 şiddetinde bir depremle sallanmaz mıydı?..
Medyanın bu konuda sessiz kalmasının ip uçları Spy Game (Tony Scott), İl Caso Matei (Francesco Rosi), Z (Costa Gavras), JFK (Oliver Stone) gibi filmlerde mebzul miktarlarda var mı acaba?..
DYP Bakire Manken’le iktidara yürüyor
Dünkü gazeteler nasıl vermişler haberi? Şöyle: Bakire Manken DYP’de...
Bir de gazeteci-yazar Nevval Sevindi katılmış partiye. O haber biraz daha geri planda. Medyamız Bakire Manken Şebnem Schaefer’da daha ağırlıklı haber değeri görmüş...
Sevgili dostum Mehmet Ağar’a bir çift sözümü buradan söylemesem içimde kalacak... Ağar olayı kamu oyu önüne taşımasaydı ben de taşımazdım... Ama taşıdı. Gazetelerde çarşaf çarşaf Bakire Manken’in bir şampiyon gibi elini havaya kaldırdığı fotoğrafları... Bu mudur DYP’nin marka vaadinin fotoğrafı?..
Eğer buysa diyecek lafım yok. Ebediyete kadar susarım. En azından onca yıllık dostluğumuzun yüzü suyu hürmetine...
Sayın Schaefer mı Türkiye’nin gelecek tasarımında söz sahibi olacak? Bugün kendisine en yakın partinin 15-20 puan önünde giden Ak Parti’ye karşı Bakire Manken’le mi zafer kazanacaksınız? Keşke rozeti siz takmasaydınız, o zaman belki hasar daha az olurdu...
Herhalde o fotoğrafı medyada görünürlüğünüzü artırmak (Publicity) için kullanmayı düşündünüz. Ama olmaz. İlkelerinizi, konumlanmanızı, marka vaadinizi tehdit eden ‘publicity’ hiçbir işe yaramaz. İki marka yan yana gelince, zayıf ve özürlü olan, sağlam ve güçlü olanı aşağıya çeker.
Bakire Manken fotoğrafı size ne yaptı, dersiniz sevgili Ağar? Yukarı mı çekti, aşağıya mı?..
Algılamalar ilanla yönetilemiyor
Tam sayfa kamu oyu duyurularının hiçbir işe yaramadıklarını; hatta genelde olumsuz bir algılama yaratabileceklerini Mısır’daki sağır sultan duydu. Bir Halis Toprak (Hali Ağa) duymadı. Bir de Bilim Araştırma Vakfı (BAV) ve onun ‘Fahri Başkanı’ Adnan Oktar (Adnan Hoca)...
Dün Halis Ağa yarım sayfa; Adnan Hoca tam sayfa ilanlarla kendilerini eleştiren herkesin haksız, kendilerinin haklı olduklarını duyurdular. Herhalde herkesin ilanı görünce bu iki ‘mağdur’un haklarını hemen teslim etmeye karar vereceğini düşündüler... Ama kazın ayağı öyle değil!..
İlanda “Reklam sevdalısı olmadığını” ileri süren Halis Ağa, medyadan merhamet ve hakkaniyet istiyor... Ülke yararına ne kadar iyi işler yaptığını anlatıyor. Adnan Hoca’nın Vakfı ise, son mahkeme kararlarına dayanarak, “BAV camiası aklandı, masumiyeti kanıtlandı!” diyor...
Onlar böyle diyor da, peki algılama nasıl? Ben size söyleyeyim: Her ikisinin de birbirleriyle alakası yokmuş gibi gözükse de sonuç değişmez. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”, “Yarası olan gocunur” türünden deyişlerde ifadesini bulan bir algılama söz konusudur...
Oysa yapmaları gereken çok basit: Düzenli, açık, şeffaf, ayrıntılı basın ve kamu oyu bilgilendirmesi... Tabii yanan bir ateşleri ve gocunulacak yaraları yoksa... Bir de sokağa atılacak paraları...