Yerli ve millî üretim Boron ilk adım; gerisi gelecek…
02 Şubat 2019 - yeni şafak
Çok uzun yıllardır, Türkiye’nin bor rezervinin değerlendirmesi gerekliliğiyle ilgili yazılar yazılır, eleştiriler yapılır… Sonunda tüm bunlara nokta konuldu. Dünyanın bor rezervinin %73’ünden fazlasına, dünya bor pazarının %59’una sahip Türkiye, Boron marka temizlik ürününü tanıttı. Haziran 2018’de, o zaman Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olan Berat Albayrak’ın duyurduğu proje kapsamında hammaddeden Ar-Ge’ye, satış ve pazarlama çalışmalarına kadar yerli ve millî kaynaklarımızla ve kendi insanımızla üretilen bu ürün piyasaya sürüldü.
Kullananlar Boron’dan memnun kalmış… Ayrıca doğal minerallerden oluşan bileşimi petrol türevi kimyasal ve fosfat içermediği için insan ve çevre sağlığına uygun… Tüketici açısından önemli özelliklerinden biri de fiyatının diğer markalara göre ucuz ve yıl sonuna kadar aynı kalacak olması...
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in söylediğine göre hükûmet kendi teknolojimizi geliştirerek, yerli ve millî kaynaklarla ve kendi insanımızla üretilen Boron benzeri markaları hayata geçirmek için hız kesmeden çalışılıyor… Sosyal devletten beklenen tam da budur işte…
Geçenlerde bir arkadaşım “CHP’nin yapamadığını PBS yapacak mı?” yazan bir mesaj göndermiş… Biraz düşündükten sonra PBS’nin patlıcan, biber ve soğan kelimelerinin ilk harfleri olduğunu anladım…
Bu hükûmeti biraz tanıyorsam, başı bozukluğa ve spekülatif fiyat artışlarına boyun eğmez. Halkın demokratik haklarına, sağlıklı beslenme hakkına manî olmaya çalışanların önünü kesmek için hemen bir çözüm üretir.
Sebze fiyatlarıyla ilgili bu durum biraz daha devam eder de hükûmetin kafasını kızdırırlarsa Boron benzeri devlet destekli üretimi gıda alanında da yapar… Spekülasyonculara da pabuç bırakmaz…
“Her şeyi olduğu gibi söyle” Der Spiegel
“Bu durumu bir siyâsetçi kullanabilir, ama ben olay yerinden bulguları ve izlenimleri yazan bir muhabirim. Hele kahraman hiç değilim. Asla böyle bir rol istemedim”. Bu sözler, işini ‘olması gerektiği gibi’ yapan Juan Moreno’ya ait.
Moreno, tüm dünyada itibar sahibi Alman yayın organı Der Spiegel için çalışan serbest bir muhabir. Konu ise biraz karmaşık, biraz utanç verici.
Der Spiegel’in tanınmış ve bol ödüllü yazarı Claas Relotius’un yıllardır yaptığı haberlerin uydurma olduğunu ortaya çıkaran Moreno, yalnızca işini yaptığı için ‘kahraman’ ilan edilmiş… O ise bunu biraz garipsiyor.
Moreno’nun hakkını vermek lazım ama ‘normal’ olması gereken durumların böyle istisnaî kabul edilmesi de üzerinde durulması gereken bir sorun.
En başa dönersek, Der Spiegel’in 33 yaşındaki ünlü yazarı Relotius hangi sebeple olduğu bilinmeksizin yıllardır okurları ile yayın organının editör ve yöneticilerini ‘ayakta uyutmuş’… Şimdi, doğal olarak, istifaya zorlandı, hakkında açılmış bir dava var ve itibarı yerle bir olmuş durumda… O yaptığının bedelini ödeyecek…
Peki ya Der Spiegel’in sorumluluğu?! Başlıkta da kullandığımız “Her şeyi olduğu gibi söyle” sloganı 70 yıldır Der Spiegel’in mottosuymuş… Haftada 850 bin satan derginin 6.5 milyon online okuru varmış… Columbia Journalism Review tarafından ‘dünyanın en sağlam kontrol sistemine sahip olduğu’ söyleniyormuş…
Fakat, koskoca Der Spiegel, herkesin güvendiği Der Spiegel, 70 yılda oluşturduğu editoryal birikim ve maddi imkânlar ve kalifiye iş gücü sahibi olan Der Spiegel basit bir kontrol işlemini yapmadığı için okurlarını yanıltan Der Spiegel haline işte böyle gelmiş. Biz ise Der Spiegel’i daha çok Türkiye ile ilgili Erdoğan ve AK Parti düşmanlığı ile islamofobi saplantısıyla tanıyoruz
Relotius’un yol açtığı, Der Spiegel’in de sorumluluğunu yerine getirmeyerek yıllarca sürmesine neden olduğu bu skandalın çapı o kadar geniş ki Der Spiegel’in itibarına güvenip içeriklerini onun haberleriyle besleyen başka medya organlarının da bundan etkilenmiş olma ihtimali büyük…
Yayın organının Relotius vakası karşısındaki hatalı tutumu yalnızca editoryal mekanizmaları çalıştırıp kontrol etmemesinde de değil… Durumdan şüphelenerek skandalı ortaya çıkaran muhabiri Moreno’yu başta ciddiye de almamışlar: “Başta Spiegel editörleri söylediklerime inanmadı, böyle bir şey gündeme getirdiğim için bana içerlediler, kendimden genç bir gazetecinin başarısını kıskandığımı sandılar.”
İşini yapmak o kadar önemlidir ki işini ‘iyi’ yapmakla eş anlamlı bile sayılabilir. Der Spiegel işini yapmamıştır. Sonuç skandal olmuş, milyonlarca okur yanıltılmıştır, medya organı itibar kaybına uğramıştır…
Alman basınının bir başka ünlü skandalı da Stern dergisinin Adolf Hitler’in günlüklerini basma hikâyesi… Dergi, Hitler tarafından tutulduğu iddia edilen 60 el yazması ciltten oluşan günlükler için 3.7 milyon dolar ödediği gibi başka yayın organlarına da günlüklerle ilgili yayın yapma hakkını satmıştı…
Kısa bir süre sonra tarihçilerin yaptığı incelemeler sonucunda günlüklerin ‘sahte’ olduğu ortaya çıktı. Stern’in aslında haberini yapmadan ve yan haklarını satmadan çok önce yaptırması gereken incelemeler sonucunda “Hitler’in günlükleri” siyâsî tarihe değilse de ‘medya skandalları tarihine’ geçti.
Bu iki örnek de ‘bizimkilerin’ kulağına küpe olsun… Çok güvendikleri, Türkiye hakkında olumsuz bir haber yazdıkları zaman kucakladıkları Der Spiegel gibi birçok kaynak benzer ve bazen de daha vahim hatalar yapabiliyorlar…
Kullananlar Boron’dan memnun kalmış… Ayrıca doğal minerallerden oluşan bileşimi petrol türevi kimyasal ve fosfat içermediği için insan ve çevre sağlığına uygun… Tüketici açısından önemli özelliklerinden biri de fiyatının diğer markalara göre ucuz ve yıl sonuna kadar aynı kalacak olması...
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in söylediğine göre hükûmet kendi teknolojimizi geliştirerek, yerli ve millî kaynaklarla ve kendi insanımızla üretilen Boron benzeri markaları hayata geçirmek için hız kesmeden çalışılıyor… Sosyal devletten beklenen tam da budur işte…
Geçenlerde bir arkadaşım “CHP’nin yapamadığını PBS yapacak mı?” yazan bir mesaj göndermiş… Biraz düşündükten sonra PBS’nin patlıcan, biber ve soğan kelimelerinin ilk harfleri olduğunu anladım…
Bu hükûmeti biraz tanıyorsam, başı bozukluğa ve spekülatif fiyat artışlarına boyun eğmez. Halkın demokratik haklarına, sağlıklı beslenme hakkına manî olmaya çalışanların önünü kesmek için hemen bir çözüm üretir.
Sebze fiyatlarıyla ilgili bu durum biraz daha devam eder de hükûmetin kafasını kızdırırlarsa Boron benzeri devlet destekli üretimi gıda alanında da yapar… Spekülasyonculara da pabuç bırakmaz…
“Her şeyi olduğu gibi söyle” Der Spiegel
“Bu durumu bir siyâsetçi kullanabilir, ama ben olay yerinden bulguları ve izlenimleri yazan bir muhabirim. Hele kahraman hiç değilim. Asla böyle bir rol istemedim”. Bu sözler, işini ‘olması gerektiği gibi’ yapan Juan Moreno’ya ait.
Moreno, tüm dünyada itibar sahibi Alman yayın organı Der Spiegel için çalışan serbest bir muhabir. Konu ise biraz karmaşık, biraz utanç verici.
Der Spiegel’in tanınmış ve bol ödüllü yazarı Claas Relotius’un yıllardır yaptığı haberlerin uydurma olduğunu ortaya çıkaran Moreno, yalnızca işini yaptığı için ‘kahraman’ ilan edilmiş… O ise bunu biraz garipsiyor.
Moreno’nun hakkını vermek lazım ama ‘normal’ olması gereken durumların böyle istisnaî kabul edilmesi de üzerinde durulması gereken bir sorun.
En başa dönersek, Der Spiegel’in 33 yaşındaki ünlü yazarı Relotius hangi sebeple olduğu bilinmeksizin yıllardır okurları ile yayın organının editör ve yöneticilerini ‘ayakta uyutmuş’… Şimdi, doğal olarak, istifaya zorlandı, hakkında açılmış bir dava var ve itibarı yerle bir olmuş durumda… O yaptığının bedelini ödeyecek…
Peki ya Der Spiegel’in sorumluluğu?! Başlıkta da kullandığımız “Her şeyi olduğu gibi söyle” sloganı 70 yıldır Der Spiegel’in mottosuymuş… Haftada 850 bin satan derginin 6.5 milyon online okuru varmış… Columbia Journalism Review tarafından ‘dünyanın en sağlam kontrol sistemine sahip olduğu’ söyleniyormuş…
Fakat, koskoca Der Spiegel, herkesin güvendiği Der Spiegel, 70 yılda oluşturduğu editoryal birikim ve maddi imkânlar ve kalifiye iş gücü sahibi olan Der Spiegel basit bir kontrol işlemini yapmadığı için okurlarını yanıltan Der Spiegel haline işte böyle gelmiş. Biz ise Der Spiegel’i daha çok Türkiye ile ilgili Erdoğan ve AK Parti düşmanlığı ile islamofobi saplantısıyla tanıyoruz
Relotius’un yol açtığı, Der Spiegel’in de sorumluluğunu yerine getirmeyerek yıllarca sürmesine neden olduğu bu skandalın çapı o kadar geniş ki Der Spiegel’in itibarına güvenip içeriklerini onun haberleriyle besleyen başka medya organlarının da bundan etkilenmiş olma ihtimali büyük…
Yayın organının Relotius vakası karşısındaki hatalı tutumu yalnızca editoryal mekanizmaları çalıştırıp kontrol etmemesinde de değil… Durumdan şüphelenerek skandalı ortaya çıkaran muhabiri Moreno’yu başta ciddiye de almamışlar: “Başta Spiegel editörleri söylediklerime inanmadı, böyle bir şey gündeme getirdiğim için bana içerlediler, kendimden genç bir gazetecinin başarısını kıskandığımı sandılar.”
İşini yapmak o kadar önemlidir ki işini ‘iyi’ yapmakla eş anlamlı bile sayılabilir. Der Spiegel işini yapmamıştır. Sonuç skandal olmuş, milyonlarca okur yanıltılmıştır, medya organı itibar kaybına uğramıştır…
Alman basınının bir başka ünlü skandalı da Stern dergisinin Adolf Hitler’in günlüklerini basma hikâyesi… Dergi, Hitler tarafından tutulduğu iddia edilen 60 el yazması ciltten oluşan günlükler için 3.7 milyon dolar ödediği gibi başka yayın organlarına da günlüklerle ilgili yayın yapma hakkını satmıştı…
Kısa bir süre sonra tarihçilerin yaptığı incelemeler sonucunda günlüklerin ‘sahte’ olduğu ortaya çıktı. Stern’in aslında haberini yapmadan ve yan haklarını satmadan çok önce yaptırması gereken incelemeler sonucunda “Hitler’in günlükleri” siyâsî tarihe değilse de ‘medya skandalları tarihine’ geçti.
Bu iki örnek de ‘bizimkilerin’ kulağına küpe olsun… Çok güvendikleri, Türkiye hakkında olumsuz bir haber yazdıkları zaman kucakladıkları Der Spiegel gibi birçok kaynak benzer ve bazen de daha vahim hatalar yapabiliyorlar…